Materyalizm

Materyalizm

Evrendeki tek cevherin madde olduğunu ve bütün varlıkların maddeden türediğini öne süren görüş. Özdekçilik


Alm. Materialismus, Fr. materialisme, İng. muterialism, es. t. Maddiye.

Bütün evrenin, her varlığın ve olgunun, en temelde maddi özellik gösteren öğelerden oluştuğu, bunlarla ilgili açıklamaların da bu öğelere ve aralarındaki ilişkilere indirgenebileceği yolundaki görüş.

1. Her türlü gerçekliğin -yalnızca nesnel değil, ruhsal ve tinsel olan gerçekliğin de- özünü ve temelini özdekte gören, özdekten başka hiçbir tözün bulunmadığını öne süren dünya görüşü.

Özdeği evrenin ilkesi yapan eski Yunan atomcularından Leukippos ve Demokritos'tan beri özdekçilik türlü biçimlerde ortaya çıkar. İngiltere'de 17. yüzyılda Hobbes, Fransa'da 18. yüzyılda Lamettrie ve Holbach, Almanya' da 19. yüzyılda Ludwig Büchner'le en yüksek düzeye ulaşmıştır.

2. (Ahlak felsefesinde) Yalnızca yararlı ve haz veren şeyleri erişilmeye değer sayan, içeriksel-özdeksel değerler dışında kendi başına var olan bağımsız bir değerler alanını kabul etmeyen dünya görüşü.

Maddecilik özellikle, dualist ve tinselci görüşler karşısında gelişmiştir. Bunların ilkinden daha çok tekçi özelliğiyle, ikincisinden ise idealizme karşı gerçekçi özelliğiyle ayrılır. Dualizmdeki apayrı ve birbirine indirgenemeyecek iki varlık görüşüne karşı maddecilik, varlığın en temelde tek bir biçimi olduğunu ileri sürer. Buna göre, düşünsel ya da zihinsel denen olgular ya maddi olguların karmaşık biçimleridir ya da varlıkların temellerindeki yapıya indirgenerek açıklanabilir. Tinselci ve idealist görüşler karşısında da maddecilik düşünsel ya da zihinsel olguların kendi başlarına var olmadıklarını, görünürdeki var oluşlarının ise onları olanaklı kılan maddi bir temel üzerinde açıklanabileceğini öne sürer. Ruh-beden ya da düşünce-madde ayrımının aldatıcı olduğunu bu iki varlık türünün gerçekte tek bir maddi temelin iki farklı görünüşü olduğunu savunur.

Maddecilik tarih ve toplum gibi insana ilişkin varlık alanlarının açıklanmasında bunlara bir “amaç”, “erek”, ya da “istek” atfetmek yerine, maddi bir temele dayanan anlamlı nedenlere başvurmayı öngörür. Bu yaklaşıma göre insanların toplum ve tarih içinde ürettikleri düşünsel içerikli olgular vardır, ama bunlar tek başlarına ne ortaya çıkabilirler, ne de bu alanlarda etkili olabilirler. Bunları hem ortaya çıkaran, hem de etkiliymiş gibi görünmelerini sağlayan maddi ve somut nedenler vardır. Bu nedenler, tarihsel ve toplumsal değişimlere yol açan asıl etkendir. Düşünsel içerikli olgular ancak bu asıl etkene başvurularak açıklanabilir.

Maddecilik psikoloji gibi bireylerin zihinsel süreçlerini inceleyen bilgi dallarında da örneğin duygu, düşünce, amaç koyma ve yönelmelerin nedenlerini, bunların temelinde yatan organik, fizyolojik maddi süreçlerde arar. Buna göre, insanın belirli bir düşünceye sahip olması , bedenindeki en yalın fizyolojik süreçlerden beynindeki elektromagnetik etkinliğe kadar bir dizi maddi etmenin sonucudur. Zihinsel süreçlerin temelinde yatan maddi süreçler yeterince anlaşılırsa, zihin de anlaşılmış olacaktır.

Batı felsefesinde maddecilik geleneğinin başlangıcı Sokrates öncesi filozoflardan Demokritos ve öğretmeni Leukippos’a dayandırılır. Atomculuğun da ilk biçimini ortaya atan bu filozoflara göre, bütün everen daha fazla bölünemeyecek, katı, tek başına var olan küçük parçalardan (atomlardan) oluşuyordu. Dünyadaki her olay, bu atomların birbirleriyle etkileşiminin yarattığı süreçlerden kaynaklanıyor, algı ve bilgi de bu parçacıkların insanların organları üzerindeki etkilerinden doğuyordu. Eski Yunan ve Latin sonrası dönemde, Hıristiyanlığın etkisiyle maddecilik hemen tümüyle bir yana atıldı.

Yeni çağda çeşitli bilimlerde ulaşılan somut sonuçlar, felsefede de maddeciliğin yeniden doğmasına yol açtı. 17. yüzyılda, İngiltere’de Thomas Hobbes ve Fransa’da Pierre Gassendi, eski atomculardan da esinlenerek, maddi temeller üzerine kurulu bir dünya görüşünü işlediler. Gassendi deneyimle elde edilen olguları açıklarken modern bilimlerin yöntemlerini kullandı. Hobbes ise duyumların beyinde oluşan maddi hareketler olduğunu ileri sürdü.

Materyalizm 19. yüzyılda doğa bilimlerindeki önemli gelişmeler sonucu yeniden güçlendi. Özellikle Darwin’in biyolojide yarattığı devrim, doğal düzene ilişkin görünürdeki kanıtların tümüyle nedensel nedenlere dayanarak açıklanabileceğini gösterdi.

20. yüzyılda modern fizikte görülen devrim niteliğindeki gelişmeler nedensel temellere dayalı yaklaşımları sarsarken, katı ve bölünmez maddi temel sayılan “atom” düşüncesinin de sorgulanmasına yol açtı. Bunun sonucunda maddecilik tartışması daha çok bilimsel yöntem ve uygulamalar açısından sürdü. Fizikteki gelişmeler nedeniyle madde kavramı gittikçe daha az açıklayıcı ve anlaşılır olmaya başladı.

***

Tarihsel süreçte materyalizm çeşitli anlamlar kazanmış, çeşitli adlarla anılmıştır. Doğrudan ya da dolaylı olarak şu anlayışlar materyalizm karakterini taşırlar:

Kendiliğinden materyalizm (Bu deyim evrenin doğal ve görgül kavranışını dile getirir. Daha sonra İngiliz düşünürü Thomas Huxley'in utangaç materyalistliğini adlandırmıştır)
Canlımateryalizm (Thales, Anaksimandros, Anaksimenes)
İlkel bölünmezcilik (Leukippos, Demokritos)
İlkel eytişimsel materyalizm (Herakleitos)
Antik materyalizm (Anaksagoras, Empedokles)
Bölünmezci materyalizm (Epikuros, Lukretius)
Adcılık (Duns Scotus, William of Occam)
Rönesans bölünmezciliği (Petrus Gassendi)
Mekanikçi materyalizm (Bacon, Hobbes)
18. yüzyıl mekanikçi materyalistliği (Toland, Priestley, Helvitius)
Ansiklopedicilerin materyalistliği (Diderot, La Mettrie)
Dirimsel materyalizm (Vogt)
Bilinemezcilik (Hume, Kant, Comte)
Felsefesel materyalizm (Ludwig Feuerbach)
19. yüzyılın ilk yarısı materyalistliği (Herzen, Bielinski, Çernişevski, Dobroliubov)
Eytişimsel ve tarihsel materyalizm, bilimsel materyalizm, bundan önceki tüm materyalizmler kaba materyalizm ya da mekanikçi materyalizm adlarıyla anılırlar.

İnsanlar çevrelerini doğal olarak kavrarken zorunlu bir kendiliğinden materyalizm izlemişlerdir. Ünlü bir diyalektikçinin dediği gibi ''doğru düşünen, bir tımarhaneden ya da idealist düşünürlerin okulundan çıkmamış her insan için pek açık bulunan eşyanın, çevrenin, dünyanın duyumlarımızdan, bilincimizden ben'imizden ve genel olarak insan'dan bağımsız varlığını kabul etmek'' kendiliğinden bir materyalizm izlemek demektir. İlk bilginler, uğraştıkları özdeksel nesnelerin mantığına, felsefesel bir çaba göstermeksizin doğal ve zorunlu olarak uymuşlardır. İnceledikleri doğa, onların karşısına özdeksel bir biçimde çıkmıştır. Bu bir 'safdil materyalizm'tir, materyalizm olduğu bilinmeden kullanılmış ve gerçekleştirilmiş bir materyalizmtir. Lenin bu materyalistliğe 'doğal-tarihsel materyalizm' der. Ne var ki, bu tür materyalizm bilimsel bir temele dayanmadığından, kaba, görgücül ve olguculuk yoluyla düşünceciliğe düşmekten kurtulamaz. Bu yüzden birçok bilginler temelde materyalist oldukları halde felsefesel alanda düşünceci görüşler ileri sürmekten kaçınamamışlardır. Lenin bu türlü düşünceciliği de 'fiziksel düşüncecilik' olarak tanımlamıştır. Çünkü doğal materyalizm görmeyle ilgilidir, fizikçinin incelediği nesne gözlerinin önünden kaybolup matematik formüllere dönüştüğü zaman diyalektikten yoksun bulunan fizikçi için ''özdek yok olmuştur''. Bununla beraber fizikçinin üstüne eğildiği her nesne özdeksel niteliğini zorunlu olarak kabul ettirmiştir. Doğanın her türlü bilgisi, evrenin özdekselliğini belirtir. İlkçağın Çin ve Hint bilginleri bu yüzden zorunlu olarak 'kendiliğinden materyalist'dirler. Bunlar gibi antikçağ Yunan felsefe tarihi de, materyalist bir felsefenin gelişmesi tarihidir. Nitekim Aristoteles de, kendisinden önceki felsefeyi özetleyen ve değerlendiren 'İlk Felsefe' (Metafizik) nin birinci kitabında şöyle der: ''İlk olarak felsefeyle uğraşanlar, bütün nesnelerin ilk temelinin yalnız özdek olduğunu ileri sürmüşlerdir.''. Thales, Anaksimandros, Anaksimenes, Herakleitos, Anaksagoras, Demokritos, Empedokles, Epikuros vb. hep materyalistdirler.

Antikçağ Yunan felsefesini özetlemek gerekirse şöyle denilebilir. Bu felsefede ''varlık nedir?'' sorusu bilgicilere gelinceye kadar her zaman ''özdektir'' karşılığını almıştır. Metafizik ve düşüncecilik ''İnsan nedir?'' sorusuyla başlar. İnsanın da birçok doğaüstülükleri hayal edilmekle beraber, özdeksel yapısı hiçbir zaman yadsınamamıştır. Antikçağ Yunan bilgicileri (sofistler) de temelde materyalistdirler. Protagoras ''tanrının varlığını tanıtlamak için elimde hiçbir şey yok, bu yüzden var mı, yok mu bilemem'' demektedir. Kritias ''tanrılar, kurnaz devlet adamlarının uyruklarına boyun eğdirmek için ve onları baskı altında tutmak için uydurdukları varlıklardır'' der.

Theodore Gomperz öyle demektedir: ''Eski Yunan'da demokratik grubun temsilcileri zanaatlarla, ticaretle, ilk bilimsel araştırmalarla uğraşan yeni toplum katlarında toplanıyordu. Bunun içindir ki dinsel, gelenekçi ve gizemsel düşüncelere karşı çıkmaları olağandır. İdealizm ise, tersine, köle sahibi sınıfların, aristokratların felsefesidir. Bu çevrelerde eski Yunan mitolojisinden fazlası gerekmezdi''. Dünyada olup bitenler tanrılarca belirleniyordu, demek ki dünyanın kurulu düzenine başkaldırılması tanrılara başkaldırmaktı. Dünyada nasıl bir efendi-kral egemen sınıfı temsil ediyorsa egemen tanrıların da bir temsilcisi olmalıydı. Kralın kutsallaştırılması, tanrılar arasında da bir kral imgesi yaratıyordu. Antikçağ Yunanlılarının egemen sınıf felsefesi idealizm, çoktanrıcılıktan tektanrıcılığa böyle geçti.

Fizikçi düşünürlerse pratik işeyararlılıkla uğraşıyorlardı. Onların deney alanı ve uğraşı nesneleri özdekti. Antikçağ materyalistliği böylece halk tabakaları arasında hızla gelişiyordu. Doğanın gözlemlenmesi zorunlu olarak özdekseldi. Doğanın her gün biraz daha keşfedilmesi materyalist görüşlerin meydana gelmesine katkıda bulunuyordu. materyalist 'İon (İyon) okulu' bu katkıların sonucudur. Bu okulla onu izleyen antikçağ Yunan materyalistliği, zorunlu mitolojik etkilerden tümüyle kaçınamamakla beraber, felsefeleriyle sıkıca bağıntılı olan özdeksel bir doğa bilgisi geliştirmişlerdir.

Evrensel devinmeyi ve karşıtların kavgasıyla birliğini ileri süren Herakleitosçuluk da böylesine bir gelişmenin ürünüdür. Eytişimsel materyalistliğin ilk verilerini açıklayan Herakleitos, bilginin konusu olarak doğayı almış bulunuyordu.İnsan ancak doğayı bilebilir, doğayı tanıyabilirdi. Doğaüstü için ileri sürülen sözler, hayal ürünü olan boş sözlerden ileri geçemezdi. Soyut matematik de, bilimsel alanda idealizme açık kalan bir kapı niteliğindeydi. Tümüyle soyut düşünceye dalan kimi matematikçiler zorunlu olarak bu kapıdan geçmişlerdir. Pitagorasçılık bu soyut-idealist anlayışın ilk temsilcilerindendir. Düşünceci 'Elea okulu' da bu yolun ürünüdür. Ama öbür yandan doğa bilginleri olan düşünürler, doğanın yapısına eğilmekle, doğal materyalistliği hızla geliştiriyorlardı. Anaksagoras, Empedokles ve Demokritos doğanın yapısına eğilen bu materyalist düşünürlerin en tipik ve güçlü örnekleridir.

Antikçağ Yunan Atomculuğu'nun büyük ve güçlü ürünü Epikurosçuluk'tur. Epikurosçuluğun büyük ürünü de 'Latin materyalistliği'nin başlıca temsilcisi Lukretius'dur. materyalizm böylelikle eski Yunan'dan eski Roma'ya geçmiş bulunmaktadır. Bu öylesine bir geçiştir ki, yüzyıllarca sonra Batı'yı uyandıracak ve materyalizm anlayışına geniş boyutlar kazandıracaktır.

Lukretius'un bütün düşüncelerini ve Epikuros materyalistliğine katkısını altı kitap süren bir şiirinden öğreniyoruz.

Lukretius'a göre evren, sürekli olarak devinen özdekten meydana gelmiştir, başlangıcı ve sonu yoktur, yaratılmamıştır ve yok olmayacaktır, zaman ve uzay, devinen özdeğin dışında var olamaz, bunlar birbirleriyle bağıntılıdırlar, özdeğin bölünebilirliği atomda biter, evrenin bütün değişik görünüşlerinin içinde bu atomlar vardır, doğayı açıklamada yaratıcı ilkeler hayal etmek yanlıştır ve yalandır, sonsuz olan evrende sayısız dünyalar vardır, bu dünyalar hep aynı atomsal özdekten meydana gelmişlerdir, devim özdeğin bir özelliğidir ve hiçbir doğadışı varlığın fiskesiyle meydana gelmiş değildir, demir gibi en katı cisimlerin bile içi sonsuz bir devimle devinmektedir. Lukretius bunlardan başka doğaya hiçbir şeyin kumanda etmediği ve edemeyeceği, doğada nesnel yasaların varbulunduğu ve doğanın bu yasalara göre geliştiği, bu yasaların nesnel oldukları kadar da zorunlu bulundukları, düşüncenin nesnel gerçeğin bir yansıması olduğu, sevinç ve acı izlenimlerimizin duyumlarımız ve algılarımızla meydana konduğu vb. gibi şaşkınlık verici çağdaş düşünceler ileri sürmüştür. Kendiliğindenlik evrenin oluşmasında temel yasadır. Şöyle der: ''Evrenin atomlarının yerli yerine yerleştirilmiş olmaları, bir kafanın hazırladığı bir plana göre olmuş değildir. Evrenin içinde bin bir türlü değişime uğradıktan, sonsuzluk boyunca sarsılıp yerlerinden edildikten sonra, her çeşit devinmeleri ve birleşmeleri deneye deneye sonunda evreni meydana getiren bir düzene ulaşmışlardır''. Demek ki bu düzen kendiliğinden elde edilmiş, evren kendi kendini deneye deneye kurmuştur.

Her şeyin bir başlangıcı, bir yaşamı ve bir sonu olduğu yolundaki eytişimsel tez, Luretius'ta bütün açıklığıyla dile getirilir:''Devinmeler, var oluşa ne kesin olarak üstün gelebilirler ve ne de onu koruyabilirler. Meydana gelmiş olanı tümüyle yıkamayacakları gibi meydana getirdiklerini koruyamazlar da. Var olma ve yok olma arasındaki savaş bu yüzden sonsuzca eşit koşullarda sürüpgider. Yaşam, kimi zaman burada ve kimi zaman orada üsttedir, ölüm de öyle. Aydınlık denizin kıyılarına ayak basan çocuğun yaşam viyaklamaları, ölümün hüzün verici iniltilerine karışır. Bu iki oluş birbirine karışmadan hiçbir gecenin ardından gündüz gelmediği gibi hiçbir gündüz de geceye dönmemiştir''. Demek ki evren sonsuz bir oluş içindedir.

Unutulmamalıdır ki bu düşünceler Muhammed'den ve İsa'dan önce ileri sürülmüşlerdir, yirmi bir yüzyıllık bir kıdemleri vardır.

Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da bu gibi materyalist düşüncelerin her zaman şunlar gibi sosyo-ekonomik gözlem ve düşünceleri de birlikte getirmiş olmasıdır:''İnsanların gümüş ve altın damarlarını izlediği, toprağın derinliklerinin demirle araştırıldığı bu yerlerde Scaptensula'nın dibinden pis kokulu bir soluk yayılır. Madencilerin yüzleri ve tenleri bu zararlı soluk altında çöker. Onların neden çabuk öldüklerini ve ne türlü çetin bir baskıyla bu uğraşıya boyun eğdirildiklerini, varlıklarının nasıl bir güvensizlik içinde olduğunu hiç görmediniz ya da duymadınız mı?'' bu birlikteliğe dikkat etmekle toplumsal-ekonomik düşüncelerin neden materyalistliği gerektirdiği ve materyalistliğin neden toplumsal-ekonomik düşüncelerden bağımsız olamayacağı daha iyi anlaşılır. Lukretius, zorunlu olarak, felsefeyi toplumun sorunlarına bağlamıştır. J.J. Rousseau'nun ''Toplumsal Sözleşme''nin kaynaklarından biri olan Lukretius'a göre insanlar, birbirlerine zarar vermemek için bir sözleşmeyle birbirlerine bağlıdırlar. Tüze, tanrısal değil doğaldır. Her ikisi de düşünceci yapıda olmakla bereber Lukretius'un sözleşmesi, Rousseau'nunkinden daha anlaşılır bir niteliktedir. Bu şiirde ileri sürdüğü 'ortak kuruluş' ve 'ortak iyi' kavramları yanlış olarak bireyci sayılan Epikurosçuluktan çok daha tutarlı olan, Lukretius toplumculuğunu belirtir.
Lukretius şöyle der: ''Doğanın ne istediğini duymuyor musunuz? Beden için acıdan uzak, tin için tasasız olmaktan başka bir isteği var mı ki?''

İdealizme pek yakışan bir güçlüler egemenliğinin vatanı olan Roma'da Lukretius, Roma'nın bütün görkemine direnen sağlam bir tohum gibidir. Roma egemenlerinin çıkarlarına uygun düşen dinsel ve gizemsel felsefenin temsilcileri Cicero, Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius'un bütün çabalarına karşın bu tohum gittikçe verimli olmaktan alıkonulamamıştır. Bilinmesi gerekir ki Lukretius, Roma'da kendisinden hiç söz edilmemek yoluyla baltalanmıştır. Kimi incelemecilere göre bu susku, örgütlenmiş ve bilinçli bir suskudur. Çağımızda da uygulanan bu yöntem bir dereceye kadar etkendir. Nitekim Lukretius'un kişiliği ve yaşamı üstüne bu yüzden hemen hiçbir bilgi kalmadığı gibi, yazılarının çoğu da yitip gitmiştir. Günümüze kalan parçalarından birinde Lukretius şöyle der: ''Kendi zenginliklerini artırmak için vatandaşlarının kanlarını dökerler. Cinayet üstüne cinayet işleyerek zenginliklerini iki katına çıkarırlar. Kardeşlerinin cenaze törenleri onlar için haz konusu, yakınlarının sofraları kin kaynağıdır''.s.308,309

Ortaçağda materyalizm, 'adcılık' ve 'kamutanrıcılık (panteizm) biçiminde belirmiştir. Her iki anlayış da dinsel yapılı olmakla beraber materyalist birer eğilim taşır. Genel kavramların (tümellerin N.) nesnelerin adlarından (cins isim N.) başka bir şey olmadığını ileri süren adcılık, nesnelerden bağımsız varlıkları yadsımakla dolaylı olarak tüm metafiziği de yadsımış oluyordu.
Panteizme göre de tanrı, doğanın dışında olmayıp doğayla özdeş bulunan kişilikdışı bir ilkedir. Bu görüş de dolaylı olarak doğaüstü ve doğadışı güçler bulunduğunu ileri süren metafiziği yadsımaktadır.

İlkçağda Grek materyalistleriyle birlikte sönen aklın ışığı yeniden doğmak için 16. yüzyıla kadar beklemek zorunda kalmıştır. 16. yüzyılda Fransızlarca 'Rönesans' adı verilen yenidendoğuş, insan aklını yeniden fiziğe ve doğaya döndürmüştür. Bunun sonucu olarak da materyalizm hızla gelişmeye başlamıştır. Bacon, Galile, Hobbes, Gassendi, Spinoza, Locke bu hızlı gelişmenin başlıca temsilcileridir. Bilim ve tekniğin ilerlemesi özdeksel felsefeyi geliştirirken, özdeksel felsefenin gelişmesi de bilim ve tekniği ilerletmiştir.

Yenimateryalistliğin kurucusu ve deneysel bilimin babası İngiliz düşünürü Francis Bacon (1561-1626) ''Bilgi kuvvettir''diyerek bilginin olanaklı ve insanın doğaya egemen olması için gerekli olduğunu ileri sürmüş, doğru bilgiyi edinmek için yeni yöntemler (tümevarım)önermiştir. Gerçek bilgiye ulaşmak için 'putlar' adını verdiği peşin yargıları yıkmak gerektiğini savunmuş, felsefenin tanrıbilimden ayrılmasına çalışmıştır. Ona göre doğa tümüyle özdekten başka bir şey olmayan ve okunması gereken bir kitaptı.

İtalyan fizikçisi Galileo Galilei(1564-1642) süredurum (eylemsizlik) yasasını ve bağıntılılık anlayışını ilk kez açıklayan düşünürdür. Kopernikus'un dünya merkezli sistemi yıkan güneş merkezli sistemini doğrulamış, skolastik fiziği bir daha ayağa kalkmamak üzere yıkmıştır.

İngiliz düşünürü Thomas Hobbes (1588-1679) özel bir töz olarak ruhun var olmadığını, tek tözün özdeksel nesneler olduğunu savunmuş, doğuştan bilgi olamayacağını, bilginin ancak deney ve gözlemlerle elde edilebileceğini ileri sürmüştür.

Fransız fizikçi düşünürü Pierre Gassendi (1592-1655) tüm skolastiği yadsıyarak Epikurosçu ve Lukretiusçu materyalistliği diriltmiştir. Bölünemezci materyalizm anlayışını savunarak nesnelliği, yaratılmazlığı ve yok edilmezliği ileri sürmüştür.

Hollandalı materyalist Baruch Spinoza (1632-1677) insan özgürlüğünün zorunluluk içinde olanaklı bulunduğunu göstermiş, kamutanrıcı (panteist) anlayışıyla kendinden başka hiçbir şeyi gerektirmeyen sadece doğa olduğunu ileri sürmüştür.

İngiliz materyalistsi John Locke (1632-1704) bilginin tek kaynağının deney ve duyumlar olduğunu, dışarıdan bilgi almayan insan beyninin 'tabula rasa' adını verdiği boş bir levhadan ibaret olduğunu göstermiştir.

Ne var ki bu düşünürler eytişimsel düşünmeyi bilmediklerinden materyalizmleri de zaman zaman düşünceciliğe düşen tutarsız bir yapıdadır. Nitekim Galile varlığın tanrısal bir kaynağı da bulunduğunu söylemiş, Gassendi tanrıyı atomların yaratıcısı saymıştır. Bütün bu düşünürler, çağlarında ilerici bir rol oynayan burjuva sınıfının ideologlarıydılar ve metafizik düşünme yöntemine bağlıydılar. Felsefelerini, çağlarında hızlı bir gelişme gösteren mekanik ve matematik bilimlerine dayamak zorundaydılar. İtalyan fizikçisi Galileo Galilei (1564-1642)'nin, doğa felsefesinde tümüyle materyalist olan Fransız düşünürü Rene Descartes (1596-1650)'ın ve İngiliz Fizikçisi Isaac Newton (1642-1727)'un mekanik alanındaki büyük bulguları 17. ve 18. yüzyıl materyalistliğini büyük ölçüde etkilemiştir. Bundan ötürüdür ki gerek doğa ve gerek toplum yaşamının mekaniğin yasalarıyla açıklanabileceği sanılmıştır. Bu yüzden bu çağın materyalistliği tümüyle mekanikçi bir anlayış içindedir ve 'mekanikçi materyalizm' adını taşır.

Mekanikçi görüş, devimi sadece bir yer değiştirme olayı sayar, çeşitli devim biçimleri arasında sadece yer değiştirme devimini görür ve doğayla toplumu bu yer değiştirme devimiyle açıklamak ister. Oysa yer değiştirme devimi nesnenin yerini değiştirdiği halde kendisini değiştirmez ve nesne gene metafizik devimsizliği, değişmezliği, gelişmezliği, evrimleşmezliği içinde kalır.

Bu mekanikçi anlayış, yukarda sayılan düşünürlerden sonra özellikle İngiliz materyalistleri Toland ve Priestley'le Fransız materyalistleri La Mettrie, Diderot, Helvitius ve d'Holbach'ı etkilemiştir. Bu yüzündendir ki 17. ve 18. yüzyıllarda İngiliz materyalistliği ve Fransız materyalistliği tümüyle mekanikçi bir materyalizmtir.

Bununla beraber mekanik materyalizm, devim konusundaki tanrıbilimsel tasarımları çürütmekle geniş çaplı geliştirici olmuştur.

İngiliz materyalistsi, oksijen'in bulucusu Joseph Priestley (1733-1804) bilimsel gerekirciliği savunarak kaderciliğe karşı çıkmış ve düşünmeyle duymanın özdeğin değişik biçimleri olduğunu göstermiştir.

İngiliz materyalistsi John Toland (1670-1722) özgür düşünceyi savunmuş, ve din kurumunun sosyo-ekonomik koşullardan doğduğunu göstermiştir, özdekle devimin birliği kuramını geliştirerek özellikle Spinoza, Newton ve Decartes'i en etkin biçimde eleştirmiştir.

Fransız materyalistsi La Mettrie (1709-1751) evrende tek bir özdeksel töz bulunduğunu, bütün varlıkların bu özdekten meydana geldiklerini ve bütün biçimler arasındaki (bitki, hayvan, insan) farklılığın bir derece farkından ibaret olduğunu ileri sürmüştür.

Fransız materyalistsi Claude Adrien Helvitius (1715-1771) düşüncecilikten arındırılmış Locke duyumculuğunu geliştirmiş, insanın gelişmesinde toplumsal çevrenin oynadığı önemli rolü belirtmiş, insan zekasının yaratılıştan eşitliğini ve bunun toplumsal çevre etkileriyle farklılaştığını ileri sürmüştür.

Fransız materyalistsi d'holbach (1723-1789) dinsel düşüncenin bilgisizlik kaynağından yola çıktığını, insan duyumlarının atomlardan meydana gelen özdeğin etkisiyle varlaştığını, özdeğin devimden ayrılamayacağını, insanın bir doğa parçası olduğunu ve doğa yasalarına bağlı bulunduğunu insan kurtuluşunun ancak eğitimle gerçekleşebileceğini, bilginin olanaklı ve gerekli olduğunu ve bilinemezciliğin düşünceci bir uydurmadan ibaret bulunduğunu savunmuştur.

Fransız materyalistsi Denis Diderot (1713-1784)'un bütün bu düşünürler arasında, Marks öncesi materyalistliğinin en belirgin ve en gerçeğe yaklaşmış düşünürü olarak, özel bir yeri vardır. Yaşamı süresince feodal-dinsel ideolojiyle savaşmış, Tanrıcılık ve (dinsel)ahlaksal düşüncecilikten materyalistliğe geçişi sağlamıştır. Diderot, doğal süreçler arasındaki evrensel bağlantıyı sezmiş, doğanın sonsuzca biçim değişmelerini görmüş, özdeksel devimle duyum arasındaki bağlantıyı açıklayabilmek için özdeğin duyarlılığı kavramını ele almış, ikincil niteliklerin de nesnel olduğunu belirterek Locke'u düzeltmiş, düşünce ve bilginin gelişmesinde teknolojik gelişmenin rolünü kavramış, ruhsal fonksiyonlar üstüne materyalist bir kuram geliştirmiş, kendisinden çok sonra Pavlov'un açıklayacağı tepkeler kuramının öncülüğünü yapmıştır. Teoriyle pratiğin bağımlılığını kavrayan ve teoriyi pratiğe uygulayan bir düşünür olarak Diderot, tarihte ilk kez, bilim ve felsefenin, halka maledilmesi çabasına girişmiştir.


Anahtar Kelimeler
Materyalizm, Darwin, Demokritos, Hobbes, Lamettrie, Holbach, özdekçilik, maddecilik
İlgili Diğer Konular

Atomculuk (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Maddeci filozoflar Empedokles ve Anaxagoras'ın ardından Leukippos ve onun öğrencisi Demokritos tarafından benzer bir materyalizm doğrultusunda oluşturdukları ve geliştirdikleri atom düşüncesiyle anılan felsefe okulu.

Diyalektik Materyalizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Doğada ve tarihte belirleyici olan süreçlerin , kendi içlerindeki karşıtlık yoluyla oluştuğunu ve bütün olayların bu maddi temelli ilişkilerle açıklanması gerektiğini savunan felsefe görüşü.

Solipsizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) "Ben" felsefesi olarak bilinen, varlığı ben'in tasarımları olarak dile getiren felsefi görüş. Tekbencilik

Kantçılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19 ve 20. yüzyılda etkili olmuş Kant felsefesini dayanak olarak alan felsefe eğilimi.

Metafizik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Metafizik, felsefenin bir dalıdır. İlk felsefeciler tarafından, "fizik bilimlerinin ötesinde kalan" anlamına gelen "metafizik" sözcüğü ile felsefeye kazandırılmıştır.

Evrimcilik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Evrim öğretisi. Her şeyi evrim açısından değerlendiren dünya görüşü.

Marksçılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Karl Marx ve Friedrich Engels in geliştirdiği, bilimsel sosyalizm doğrultusundaki felsefe, toplum ve ekonomi öğretisi.

Abdera Düşünürleri (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Abdera Düşünürleri olarak adlandırılan filozoflar, antik çağ atomculuğunun fikir önderleri olan Demokritos ile Leukippos'tur.

Sensualizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bilginin duyumdan geldiğini savunan öğreti.

Doğa Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) (M.Ö. 7.YY - M.Ö. 5.YY) Akıl yoluyla doğaya yönelerek “ilk neden” sorunu üzerinde duran ve elde ettiği sonuçları deney ve gözlemle temellendirmeye çalışan felsefi ekollerdir.

İlk Çağ Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) M.Ö. 700’lü yıllarda başlayıp, M.S. 300 yıllarına kadar devam eden bir dönemdir.

Mısır'ın Yunan medeniyeti üzerindeki etkisi (Tarih) Yunanlılar, Sokrates'den evvelki devirlerde yaşamış hakimlerden, yeni Eflatuncu hakimlere kadar, ilimleri öğrenmek için Mısır'a gitmişlerdir.

Epikürosçuluk (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Kurucusu olan Epiküros’un adıyla anılan felsefe disiplinidir ve temel sorunu AHLAK’tır.

Fizikalizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Ontolojik bir tez olarak "her şey fizikseldir", "onun üzerinde hiçbir şey yoktur" veya "herşeyin oluşumu birbirini fiziksel olarak takip eder" şeklinde ifade edilebilir.

Erken Modern Dönem (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 17. yy Felsefesi de denilen, bilimin hakimiyet kurmaya başladığı, akılcılığın öne çıktığı dönemdir.

Hukuk Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) İnsanların toplum içinde bir arada yaşamalarıyla oluşan ilişkilerin dayandığı ya da dayanması gerektiği temelleri karşılıklı haklar ve yükümlülükler açısından ele alan felsefe dalıdır.

Yeniçağ Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 17 ve 18 yy. larda otoriteden den kurtulmanın verdiği özgür düşünce ortamıyla birlikte çok çeşitli yeni akımlar ortaya çıkmıştır.

Ansiklopediciler (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 18. yüzyılın Fransız ansiklopedicileri.

Mekanikçi Özdekçilik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Doğal ve toplumsal olguların mekaniğin yasalarıyla açıklanabileceğini sana özdekçilik anlayışı.

Yeni İdealizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra özdekçilik, olguculuk ve doğalcılığın egemenliği karşısında idealizmi yeniden canlandırmaya çalışan akımlar.

Asya tipi üretim tarzı (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Toprağın özel mülkiyeti bulunmadığı halde sömürülme olayının gerçekleştiği üretim biçimi. (Marksbilim)

İlgili Kişiler

Ferguson, Adam (Ünlü Kişiler) Politik ekonomiyi ahlaki felsefeye bağlayan bağları sıkılaştırmaya çalışan bir ahlak bilimi uzmanıdır.

Dawkins, Richard (Ünlü Kişiler) Britanyalı etolog, evrimsel biyolog ve yazar.

Comte, Auguste (Ünlü Kişiler) Fransız sosyolog, matematikçi ve filozoftur. Sosyolojinin babası olarak tanınır.

Demokritos (Ünlü Kişiler) Atom veya bölünemeyen öz teorisiyle tanınan antik Yunan filozofu.

Platon / Eflatun (Ünlü Kişiler) Görüşleri Islam ve Hristiyan felsefesine derin etkide bulunmuş önemli bir Antik Yunan filozofudur.

Epikür (Ünlü Kişiler) Helenistik felsefenin en önemli düşünürlerinden birisidir.

Aristo (Ünlü Kişiler) Antik Yunan filozof.

Marks, Karl (Ünlü Kişiler) Filozof, politik ekonomist ve devrimci. Komünizmin kuramsal kurucusudur.

Thomas Hobbes (Ünlü Kişiler) Thomas Hobbes (1588 -1679). İngiliz felsefecisidir. Leviathan adlı çalışması, batı siyaset felsefesinin başucu eseri olmuştur.

Jean Bodin (Ünlü Kişiler) Fransız hukukçu ve siyaset felsefecisi.

Descartes (Ünlü Kişiler) Fransız matematikçi, bilimadamı ve filozof.

Montesquieu (Ünlü Kişiler) Fransız politik düşünürdür.

Spinoza (Ünlü Kişiler) 17. yüzyıl felsefesinin önde gelen rasyonalistlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Machiavelli (Ünlü Kişiler) Tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan düşünür, devlet adamı, askeri stratejist.

Francis Bacon (Ünlü Kişiler) Ingiliz devlet adamı ve filozof.

Locke, John (Ünlü Kişiler) Aydınlanma düşünürlerinden en çok etkilenen ve yaygın olarak "Liberalizmin Babası" olarak bilinen İngiliz felsefeci ve doktoru.

Bentham, Jeremy (Ünlü Kişiler) İngiliz filozof, hukukçu ve toplum reformcusu. Modern utilitarizmin kurucusu kabul edilir.

İlgili Özlüsözler

Evrim Teorisi (Özlüsözler)



Sitede yayınlanmasını istediğiniz Word veya PDF formatındaki özgün yazılarınızı denizemesaj@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Arzu ederseniz kendi isminizle yayılanır. Yine bu adresten görüş ve fikirlerinizi iletmeniz de mümkün.
You can send your original articles in Word or PDF formats that you want to be published on this site to denizemesaj@gmail.com. If you wish, it will publish by your own name. It is also possible to send your opinions and ideas at this address.