Öğretmek

İnsan veya hayvana bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak.

Harun wants to teach his children the value of work. - Harun çocuklarına çalışmanın değerini öğretmek istiyor.

Eine Sprache zu sprechen ist eine Sache, sie zu lehren eine andere. - To know a language is one thing, and to teach it is another.

Öğretmek, ders vermek, tedris ettirmek, tedrisat, göstermek, okutmak, anlatmak, eğitmek

Öğretmek, ders vermek, tedris ettirmek, tedrisat,  göstermek, okutmak, anlatmak, eğitmek

Öğretmek konusunda özlüsözler

Öğretmek

"Bildiğimizi zannetmemiz öğrenmemizin en büyük düşmanı olmuştur."

Bilmek Öğrenmek Öğretmek
Öğretmek

"Ben peygamber değilim. Benim işim duvar olan yerlere pencereler açmaktır."

Öğüt Aydınlanma Görmek Bilinç Bilmek Öğretmek
Öğretmek

"En iyi öğrettiğin şey en çok öğrenmen gereken şeydir."

Öğrenmek Öğretmek
Öğretmek

"Kimseye bir şey öğretemem. Onların sadece düşünmesini sağlayabilirim"

Düşünmek Öğretmek Eğitim

Tamamlayıcı Konular

Iletişim Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon.

Eleştiri Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit.

Konuşmak Düşüncesini herhangi bir araç kullanarak anlatmak.