Husserl, Edmund

Husserl, Edmund ve Özlüsözleri

1859 / Avusturya
1938 (79 yaşında) / Almanya, Freiburg

Fenomenoloji

Yirminci yüzyıl felsefesini en çok etkilemiş olan isimlerinden biridir ve fenomenolojinin kurucusu kabul edilir.

Bir yöntem olarak öne sürülen felsefi fenomenolojisi Heidegger’den başlayarak yüzyılın düşünce eğilimlerini yönlendirmiştir, diyebiliriz. Heidegger fenomenoloji ile hesaplaşma girişimleri, yüzyılın ikinci yarısından itibaren düşüncenin yönelişini fenomenoloji ile bir içsel diyalog halinde gelişmeye zorlamıştır. Varoluşculuk üzerindeki etkisi yanında dolayım halinde postmodern düşünceye kaynaklık ettiğini söylememiz de mümkündür bu açıdan. Geliştirdiği bu yöntemle felsefeye kesin bir bilim niteliği kazandırmayı amaçlamıştır.

Bir Yahudi ailesinden gelen Husserl 1876’da Olmütz’deki (Olomouc) Gymnasium’u bitirdi. Ardından Leipzig, Berlin ve Viyana üniversitelerinde fizik, matematik, astronomi ve felsefe öğrenimi gördü. 22 Kasım 1882’de Viyana’da Beitrage zur Theorie der Variationsrechnung (Değişimler Hesabı Kuramına Katkılar) başlıklı çalışmasıyla doktor unvanını aldı. Berlin’de, analizi aritmetikleştirmesiyle tanınan matematikçi Karl Weierstrass’ın asistanı oldu. 1883 sonbaharında Franz Brentano’nun yanında çalışmak üzere Viyana’ya gitti. Brentano ve çevresindeki öğrenci grubu (sonradan Çekoslovakya’nın ilk başkanı olan Tomás Masaryk de bu grubun üyesiydi) Husserl üzerinde belirleyici bir etkide bulundu. Kutsal Roma-Germen imparatoru II. Josef’in (hd 1765-90) başlattığı Aydınlanma ruhu, dinsel hoşgörüsü ve ussal bir felsefe arayışıyla bu çevrede canlılığını sürdürüyordu. Husserl’in düşünceye daha kesin bir ussal temel kazandırma çabası da bu çevrede destek buldu. Husserl, daha başından beri bu ussal temelin yalnızca kuramsal bir edim olamayacağına inanıyordu; aynı zamanda etik özerklik anlamında ahlaki bir sorumluluk da içermeliydi. Viyana’da Lutherciliği benimseyen Husserl 1887’de Malvine Steinschneider’le evlendi; üç çocukları oldu.

Husserl 1886’da Brentano’nun önerisiyle Halle Üniversitesi’ne, onun en eski öğrencilerinden felsefe ve psikoloji profesörü Carl Stumpf’un yanına gitti. 26 Temmuz 1887’de üniversitede öğretim üyeliğine atandı. Stumpf ile yakın bir dostluk kurdu, betimleyici kavramlarını oluştururken onun görüşlerinden büyük ölçüde etkilendi. Doçentlik tezi Über den Begriff der Zahl: Psychologische Analysen (Sayı Kavramı Üzerine: Psikolojik Analizler) Husserl’in matematik araştırmalarından, matematiğin temel kavramlarının psikolojik kökeni üzerine düşünmeye geçişini yansıtıyordu. Bu incelemeler, ilk cildi 1891’de yayımlanan Philosophie der Arithmetik: Psychologische und logische Untersuchungen (Aritmetiğin Felsefesi: Psikolojik ve Mantıksal Soruşturma) adlı yapıtının ilk adımlarını oluşturdu.

Husserl’in Halle’deki ilk dersinin metni “Über die Ziele und Aufgaben der Metaphysik” (Metafiziğin Amaçlan ve İşlevleri Üzerine) başlığını taşıyordu. Burada, metafiziğin geleneksel anlamda varlık üzerine bir inceleme olduğunu savunuyordu. Metin günümüzde kayıp olmakla birlikte, Husserl’in daha o aşamada kendi bilinç analizi yöntemini, eski metafizik anlayışlarını bir yana itecek yeni bir evrensel felsefe ve metafiziğe giden yol olarak kavradığı anlaşılmaktadır.

Husserl, Halle’de ders verdiği yılları (1887-1901) daha sonra yaşamının en zor dönemi olarak niteleyecekti. Bu yıllarda sık sık felsefecilik yeteneğinden kuşku duydu, mesleği terk etmeyi bile düşündü. Bilincin psikolojik analizi ile biçimsel matematiğin ve mantığın felsefi temellendirilmesini birleştirme sorunu çözümsüz gözüküyordu. Ama bu bunalımın sonunda, mantığın ve matematiğin felsefi temellendirilmesinin, her türlü biçimsel düşünme sürecinin önünde duran deneyimin analiziyle başlaması gerektiğini kavradı. Bunun için de Locke, Berkeley, Hume ve Mill gibi ingiliz deneyci filozofları ayrıntılı biçimde incelemek, bu geleneğin ürünü olan mantık ve semantik anlayışını, özellikle John Stuart Mill‘in mantığını ve mantığı “psiko-mantıksal” bir temele oturtma yönünde Almanya’da sürdürülen girişimleri irdelemek gerekiyordu. Bu araştırmanın sonuçları, Husserl’in artık fenomenolojik analiz yöntemi adını verdiği yöntemin kullanıldığı Logische Untersuchungen’ de (1900-01; Mantık Araştırmaları) ortaya çıktı.

Göttingen yılları. Logische Untersuchungen’ in yayımlanmasından sonra Husserl matematikçi David Hilbert’in önerisiyle Göttingen Üniversitesi’nde kadrosuz profesör olarak göreve başladı. Burada 1901’den 1916’ya değin süren öğretim üyeliği Fenomenoloji hareketinin doğuşu ve gelişmesi bakımından önemli sonuçlar doğurdu. Deneyimle yaşanan gerçekliğin, yani kendini bilince dolaysız olarak sunduğu biçimiyle gerçekliğin fenomenolojik analizi, o dönemde Almanya’nın en yaygın felsefi akımı Yeni-Kantçılığı yetersiz bulan Alman öğrenciler kadar, deneycilik ve pragmatizm geleneklerine bağlı birçok genç yabancı felsefeciyi de kendine çekti. Husserl’in seminerlerinde 12 değişik ülkeden öğrencilerin bir araya geldiği oluyordu. 1905’ten sonra Husserl’in öğrencileri, ortak bir yaşama ve çalışma üslubunu benimseyen bir grup oluşturmaya başladılar. Bu grup fenomenolojiyi tinsel yaşamı yeniden düzenlemenin bir yolu olarak görüyordu.

Husserl’in Göttingen’de bulunduğu dönemde, aynı yıllarda Jena’da doçent olan Max Scheler onunla ilişki kurdu (1910-11). Başlangıçta Husserl’in yönteminden etkilenen Scheler’in kısa süre sonra kurgusal metafiziğe yönelmesi ileride iki düşünürün birbirinden uzaklaşmasına yol açacaktı.

Husserl’in insan bilimlerinin öncü kuramcılarından Wilhelm Dilthey’le dostluğu da gene Göttingen’de bulunduğu dönemde başladı. Dilthey Logische Untersuchungen’i insan bilimleriyle ilgili kendi felsefi kuramının daha da gelişmesi açısından önemli görüyordu. Husserl de Dilthey’le tanışmasının, dikkatini bütün bilimlerin kökenini oluşturan tarihsel yaşama yönelttiğini ve böylece önünde her bilgi kuramının temeli olarak tarih boyutunu açtığını dile getirecekti.

Göttingen döneminde Husserl, evrensel felsefi bilim olarak fenomenolojinin ana hatlarını oluşturdu. Fenomenolojinin temel yöntembilim ilkesini fenomenolojik indirgeme ya da eidetik indirgeme olarak adlandırdı. Bu ilke, düşünürün dikkatini yorumlanmamış temel deneyim üzerinde odaklaştırıyor, dolayısıyla onu şeylerin özlerini araştırmaya yöneltiyordu. Fenomenolojik indirgeme, özlerin bilinçli duruma gelmesini sağlayan işlevler üzerine de bir düşünmeydi. Bu özelliğiyle, kendisi için her şeyin anlam taşıdığı benliği (ego) açımlıyordu. Böylece fenomenoloji, Kant’ın deneycilik ile usçuluk arasında kurduğu bağı modern bir biçim altında yineleyip geliştiren yeni bir transandantal felsefe niteliğini kazandı. Husserl, I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi yüzünden ancak ilk bölümünü tamamlayabildiği Ideen zu einer reinen Phänomenologie und phänomenologischen Philosophie’de (1913; Saf Bir Fenomenoloji ve Fenomenolojik Felsefe Üzerine Düşünceler) yönteminin sistematik bir özetini sundu. Bu çalışmasıyla öğrencilerine bir elkitabı sağlamak istemişti, ama sonuç bunun tam tersi oldu: Öğrencilerinin çoğu Husserl’in transandantal felsefeye dönüşünü eski düşünce sistemine doğru bir sapma gibi görerek reddettiler. Bu yaklaşım ve savaş, fenomenoloji okulunun zayıflamasına yol açtı.

Savaş sonrası. Husserl, öğrencilerinin gözünde ne kadar saygın bir konumdaysa, Göttingen’deki çalışma arkadaşları arasında o kadar güç durumdaydı. Fakültenin muhalefetine karşın, ancak eğitim bakanının kararıyla 1906’da kadrolu profesör olabildi. Beşeri bilimler fakültesinin temsilcileri daha çok filoloji ve tarihle ilgileniyorlar, felsefeye pek önem vermiyorlardı. Doğabilimciler ise felsefe fakültesinin bölünmesinden sonra Husserl’in yeni kurulan doğa bilimleri fakültesine katılmaması karşısında düş kırıklığına uğramıştı. Bu koşullarda, 1916’da Freiburg Üniversitesi’ndeki bir profesörlük kadrosuna çağrılması Husserl için her anlamda yeni bir başlangıç oldu. “Die reine Phänomenologie, ihr Forschungsgebiet und ihre Methode” (Saf Fenomenoloji, Araştırma Alanı ve Yöntemi) başlıklı ilk dersiyle buradaki çalışma programının çerçevesini çizdi. Husserl 1. Dünya Savaşı’nı, tinsel kültür ile bilim ve felsefenin tartışılmaz bir önem taşıdığı yaşlı Avrupa’nın çöküşü olarak görüyordu. Bu koşullarda, fenomenoloji için daha önce oluşturduğu epistemolojik temel artık yeterli olamazdı. Bundan sonra düşüncelerini felsefenin yaşamın yenilenmesindeki görevi üzerinde yoğunlaştırdı.

Bu doğrultuda, Erste Philosophie (1923-24; İlk Felsefe) başlığı altında toplanan seminerlerinde, indirgeme yöntemini kullanan fenomenolojinin, insanın etik özerkliğinin gerçekleşmesinin yolunu çizdiği savını ortaya attı. Bu temel üzerinde, bilincin psikolojik ve fenomenolojik analizi arasındaki ilişkiye açıklık kazandırma, mantığı temellendirme çabalarını sürdürdü. Bu araştırmalarını Formale und transzendentale Logik: Versuch einer Kritik der logischen Vernunft’da (1929; Biçimsel ve Transandantal Mantık: Mantıksal Usun Eleştirisi Denemesi) yayımladı. Husserl’in yaşamının son dönemindeki öğretisi, Göttingen’dekinden farklı bir üslup taşıyordu. Görüşlerini yaymak için bu kez bir okul oluşturmayı düşünmeyecek, ama konuşmaları ve seminerleriyle etkisini sürdürecekti. Viyana Çevresi’nin önde gelen temsilcilerinden Rudolf Carnap da bir dönem Husserl’in öğrencisi oldu.

1919’da Bonn Üniversitesi Hukuk Fakültesi Husserl’e onursal doktorluk unvanı verdi. Savaştan sonra Londra Üniversitesi’ne çağrılan ilk Alman bilim adamı oldu (1922). Berlin Üniversitesi’nden yapılan bir daveti, fenomenoloji üzerine çalışmalarına ara vermemek gerekçesiyle geri çevirdi. Ardından seminerler vermek üzere Amsterdam Üniversitesi’ne çağrıldı; daha sonra 1930’da Sorbonne’a davet edildi. Burada, fenomenolojiyi yeni ve sistematik bir anlatımla sunduğu konferanslar Méditations cartésiennes (1931; Descartes’çı Düşünceler) başlığıyla Fransızca yayımlandı.

1928’de emekli olunca Husserl’in yerini Martin Heidegger aldı. Husserl de Heideg-ger’i kendi meşru ardılı olarak görüyordu. Ama sonraları Heidegger’in, temel yapıtı Sein und Zeit’la (1927; Varlık ve Zaman) fenomenolojiye bambaşka bir gelişme yolu çizdiğini gördü. Husserl’in uğradığı düş kırıklığı, iki düşünürün ilişkilerinin 1930’dan sonra soğumasına yol açtı.

Son yılları. 1933’te Hitler’in iktidara gelmesi Husserl’in çalışma yeteneğini gölgelemedi. Hatta bu çalkantı dönemi, fenomenolojinin zihin özgürlüğünü koruma görevi üzerinde her zamankinden daha çok düşünmesine olanak sağladı. Üniversiteden dışlanmıştı, ama bilimsel yalnızlığını asistanı Eugene Fink’le aksatmadan sürdürdüğü günlük “felsefe yürüyüşleriyle, direniş çevrelerindeki birkaç meslektaşıyla dostluğunu sürdürerek yenmeye çalıştı. Almanya’da sessizliğe mahkûm edilen Husserl 1935 baharında Viyana Kültür Derneği’nden bir konferans çağrısı aldı. “Die Philosophie in der Krisis der europäischen Menschheit” (Avrupa İnsanının Bunalımında Felsefe) başlıklı konuşmasını orada yaptı.

Bu arada Prag Felsefe Çevresi, Prag Alman Üniversitesi’nde doçent olan eski asistanı Ludwig Landgrebe’nin eliyle Husserl’in yayımlanmamış yazılarının sınıflandırılmasına ve yayıma hazırlanmasına olanak sağladı. Husserl, Prag Felsefe Çevresi aracılığıyla 1935 sonbaharında Prag’daki Alman ve Çek üniversitelerinde konferanslar vermeye çağrıldı. Bu konferanslardan Husserl’in son yapıtı olan Die Krisis der europäischen Wissenschaften und die transzendentale Phänomenologie: Eine Einleitung in die phänomenologische Philosophie (1936; Avrupa Biliminin ve Transandantal Fenomenolojinin Bunalımı: Fenomenolojik Felsefeye Bir Giriş) doğdu. Husserl hastalığı yüzünden çalışamaz duruma geldiği 1937 yazına değin bu yapıtı geliştirmekle uğraştı, Lebenswelt (yaşam evreni) kavramını ilk kez burada ortaya attı. Öldükten sonra külleri Freiburg yakınındaki Günterstal Mezarlığı’na gömüldü.

...

Husserl’de belirgin olarak felsefeye yeni bir yön çizme eğilimi olduğu belirtmek yerinde olur. Çünkü onun düşüncesine göre felsefe her tür bağıntıdan ayrı olarak kendini temellendirmelidir.Fenomenoloji, bu anlamda bir “temel bilim olma” savıyla ortaya çıkıyor. Bunda sanıyorum Husserl’in matematik bilgisinden gelen mantıkcılığının güçlü bir etkisi söz konusudur. Bilimle felsefeyi birleştirmeye yönelik bir eğilimi güçlendirmiş olmalıdır matematik. Hegelcilik’in etkisini yitirdiği ve Yeni-Kantçılık’ın etkili olduğu dönemlerde felsefeye yeni bir yön verme çabasına giriyor Husserl. Kendi felsefe sistemini geliştirmeye bilimin idealleriyle felsefenin ideallerinin birleştirileceği bir fenomenolojik yaklaşım ya da bilinç kavrayışı geliştirmeye yönelir. Felsefi bilgi kanı olmaktan ya da inançtan farklı olarak bir kesinlik içermelidir Husserl’a göre. Bu da bilgiyi ve bilinci raslantısal ve belirsiz bir şey olmaktan çıkarıp kesin bir takım yöntemsel ilkelere bağlı bir süreç halinde açıklayabilmeyi gerektirir. Kesin Bir Bilim Olarak Felsefe‘nin ortaya çıkışı bu yönelişin bir sonucu olacaktır.

Başka filozoflarda da fenomenoloji kavramanın kullanıldığını görmekteyiz, ama ilk defa Husserl tarafından fenomenoloji, felsefeyi özgül bir inceleme yöntemi olarak tanımlamakla kullanıldı ve içeriği özgül bir yapıya kavuşturuldu. Husserl’ın fenomenolojisinde, çıkış noktası olarak hocası Franz Branto’nun belirleyici bir rolü vardır. Husserl, kendi fenomenolojik yöntemini dayandırdığı yönelmişlik fikrini Branto’dan alır. Daha temelde feomenolojinin Kartezyen felsefenin zaaflarını gidermeye yönelik bir girişim olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. Bilinç sorununa kesin bir yöntemsel çözüm bulmak ister fenomenoloji. Prosedürler şeklinde bu yöntemi açıklar.

Husserl’in amacı açık ki her şeyden önce, felsefeyi fazlalıklarından kurtarıp özgül bir araştırma yapısına kavuşturmaktır. Bu yaklaşıma uygun olarak, belirli bir özgül yöntemle felsefenin bağımsız bir varlık alanına sahip olduğu fikrinden hareket eder. Felsefi ideali, yani varlığın anlamını bilme arzusunu, özgül bir varlık alanı olarak kabul eder Husserl. Kendisine gelindiğinde, bu özgül “varlık alanı” fenomenlerden oluşmaktaydı. Bunlar bilinen anlamda nesnelerden oluşmamaktadır, yani deneyim ve duyu ile bilinen şeyler değildir. Felsefenin görevi, fenomenler dünyasına girmek ve orada gerçekliği görüp anlamak, gerçek bilgiye bilincin gerçek içeriği olan kesinliklere ulaşmaktır. Fenomenolojik yöntem bu noktada devreye girer. Özlerin bilimi olarak fenomenoloji. Buna göre hem nesnellik hem de öznellik parantez içine alınır, ki gerçek’in özüne ulaşılabilsin ya da öz olrak gerçek bilinebilsin. Paranteze ya da askıya alma, Husserlci fenomenolojinin temel/ayırıcı özelligidir.

Dolayısıyla, özgül bir felsefe disiplini olarak Fenomenoloji’nin kurucusu Husserl’dir. Heidegger, Marlau-Ponty ve Sartre varlıkla, varoluşla, insanın bilinç sorunuyla ilgili varoluşçu felsefecileri derinden etkilemiştir. Bununda ötesinde tüm bir yirminci yüzyil düsüncesinde etkili olacaktır fenomenoloji. Daha sonradan, örnegin Foucault ve Derrida gibi postmodern(postyapısalcı) felsefecilerde de önemli bir rol oynayacaktır.

ÖzlüSözleri

"Kendi bilincinizin bilgisi, emin olabileceğiniz tek şeydir."

"Her bilinç kendine özgü bir niyet geliştirir ve bu niyet, o bilincin neyi algılayıp nasıl anlamlandıracağını etkiler."

"Varlik, zihnimizin olanakları çerçevesinde var olur."

Anahtar Kelimeler
Husserl, Edmund, fenomenoloji, heidegger, yeni kantçılık, Marlau-Ponty, Sartre, Foucault, Derrida, postmodern
Benzer Kişiler

Heidegger, Martin (Ünlü Kişiler) Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden biri olan Alman filozof.

Abbagnano, Nicola (Ünlü Kişiler) Önde gelen İtalyan varoluşçusu.

Ingarden, Roman (Ünlü Kişiler) Husserl’in fenomenolojik yönteminden yararlanarak edebiyat ve sanat yapıtlarını açıklamaya çalışmıştır.

Jaspers, Karl (Ünlü Kişiler) Felsefede varoluşçu akımın teorisyenlerinden Alman filozof ve psikiyatrist. Modern psikiyatri, din felsefesi, tarih felsefesi ve siyaset felsefesinde önemli etkileri olmuştur.

Sartre (Ünlü Kişiler) Felsefi içerikli romanlarıyla 20. yüzyıl’a damgasını vuran düşünürlerden biridir.

Leibniz (Ünlü Kişiler) Matematik, metafizik ve mantık alanlarında ileri sürdüğü yeni düşünce ve görüşleriyle tanınmaktadır.

Heraklet (Ünlü Kişiler) Sokrat öncesi Antik Yunan filozofu

Nietzsche (Ünlü Kişiler) "Güç Istenci", "Üstinsan", "Bengüdönüş" gibi özgün fikirlerle tanınan varoluşçu Alman filozof.

Claude Bernard (Ünlü Kişiler) Fransız fizyolog.

Lukács, Georg (Ünlü Kişiler) Avrupa’da komünist öğretimin gelişmesini etkilemiş olan Macar Marksist düşünür ve edebiyat eleştirmeni.

Halil Cibran (Ünlü Kişiler) Lübnan doğumlu ABD li şair ve yazar.

Derrida, Jacques (Ünlü Kişiler) Edebiyat eleştirmeni ve dekonstruksiyonizm olarak bilinen eleştirel düşünce yönteminin kurucusudur.

Ali Şeriati (Ünlü Kişiler) İranlı Müslüman sosyolog, aktivist, düşünür ve yazar.

Foucault (Ünlü Kişiler) Fransız filozof, fikir tarihçisi, sosyal kuramcı ve edebi eleştirmen.

Bentham, Jeremy (Ünlü Kişiler) İngiliz filozof, hukukçu ve toplum reformcusu. Modern utilitarizmin kurucusu kabul edilir.

Beckett, Samuel (Ünlü Kişiler) Genellikle Paris'te yaşamış İrlanda'lı, 20. yüzyılın en etkili avangart romancı, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve şair.

Tamamlayıcı Konular

Postmodernizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Batı felsefesinin ve özellikle 18. yüzyıl Aydınlanmasının temel varsayımlarını eleştiren felsefi bir eğilimdir.

Olaybilim (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Olayların ideal varlığını inceleme ve betimleme yöntemi.

Yeniçağ Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 17 ve 18 yy. larda otoriteden den kurtulmanın verdiği özgür düşünce ortamıyla birlikte çok çeşitli yeni akımlar ortaya çıkmıştır.

Yeni Kantçılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19. yüzyılda felsefeyi çöküşten kurtarmak üzere özellikle bilgi eleştirisi ve bilgi kuramı açısından Kant'a yönelen çalışmalardır.

Alman Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 18 ve 19 yy larda iyice belirginleşen ve Almanya'yı felsefenin yurdu haline getiren felsefi gelenekler.

Modern Dönem (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19 ve 20. yüzyılları kapsayan dönemdir.

Yararcılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19. yüzyılda İngiltere'de Etik ve Politik Felsefede, "çoğunluk için en iyisi" ahlaki bakış açısıyla öne çıkan bir harekettir.

Fenomenoloji (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bilim verilerinin doğrudan incelenmesiyle elde edilmiş ve somut deneyim konusu olmuş fenomenlere, nedensel açıklamalara ilişkin kavramlardan ve incelenmemiş ön kabullerden bağımsız yaklaşma yöntemi.

Adcılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Nominalizm: Tüm sınıflandırıcı sembollerin, insanların onlara yüklediği anlamlar doğrultusunda varlık, anlam ve değer kazandığını savunan görüştür.

Kıta Avrupası Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü)  Avrupa'daki 19. ve 20. yüzyıl felsefe geleneklerini tanımlamakta kullanılan terim.

Postyapısalcılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Yapısalcılık sonrası denilen dönem içinde ortaya çıkmış ve kendisini en temelde yapısalcılığı sorunsallaştırmakla temellendirmiş olan düşünce biçimi.

Metafizik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Metafizik, felsefenin bir dalıdır. İlk felsefeciler tarafından, "fizik bilimlerinin ötesinde kalan" anlamına gelen "metafizik" sözcüğü ile felsefeye kazandırılmıştır.

Subjektivizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Nesneyi öznenin dışında ve ondan bağımsız sayan nesnelcilik anlayışına karşı, nesneyi öznenin ürünü sayan anlayıştır.

Dekonstruksiyon (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bu terim, filozof Jacques Derrida'nın metin ve anlam arasındaki ilişki üzerine eleştirel bakış açısı ile sıklıkla bağlantılıdır.

Vazgeçme (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Varoluşçular tarafından, tanrı gibi harici bir ahlaki otorite kaynağının olmadığının farkına varılmasından kaynaklanan, kaybolma hissini, dramatize etmek için kullanılan bir terimdir.

Ontoloji (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bir bütün olarak varlığı ele alan ve var olanların en temel niteliklerini inceleyen felsefe dalı.

Absürdizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) İnsanlığın evrende bir anlam bulmasına yönelik uğraşlarının boşa bir çaba olduğunu ve eninde sonunda bu anlam uğraşının başarısız olacağını söyleyen felsefi düşünce akımıdır.

Nihilizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Her şeyin anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunan felsefi görüştür.

Kantçılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19 ve 20. yüzyılda etkili olmuş Kant felsefesini dayanak olarak alan felsefe eğilimi.

Dünyaya Karşı Sorumluluğumuz (Felsefe) Dünyaya karşı sorumlu muyuz ?

Egzistansiyalizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) İnsanın dünyadaki varoluşunun somutluğuna ve sorunsallığına ağırlık vererek yorumlayan felsefi yaklaşımların ortak adı.

Mimesis (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Taklit; benzetme, örnek alınan şeyi yeniden yapma.



Sitede yayınlanmasını istediğiniz Word veya PDF formatındaki özgün yazılarınızı denizemesaj@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Arzu ederseniz kendi isminizle yayılanır. Yine bu adresten görüş ve fikirlerinizi iletmeniz de mümkün.
You can send your original articles in Word or PDF formats that you want to be published on this site to denizemesaj@gmail.com. If you wish, it will publish by your own name. It is also possible to send your opinions and ideas at this address.