Açgözlülük

Greed / Gier

Açgözlü olma durumu, doymazlık, gözü doymazlık, harislik, tamah, tamahkarlık

vahşet, vicdan, nefis, tamahkarlık, hırs, doymazlık, gözü doymazlık, harislik, tamah

Acı Çekmek

Suffering / Leiden

Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem.

ızdırap, kahır, çile, cefa, dert, elem, vahşet, zorbalık

Adalet

Justice / Gerechtigkeit

Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme

affetmek, ahlak, devlet, medeniyet, sorgulamak, zorbalık, suç, kanun, yargı, ceza, hakkaniyet

Adanmak

Dedicate / Widmen

Kendini bir dava ya da düşünce uğruna bilinçli olarak harcamaya hazır olmak.

bağlılık, bütünleşmek, çalışmak, fedakarlık, güvenmek, Inanç, kahramanlık, ülkü, kendini_vermek

Affetmek

Forgive / Verzeihen

Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek, bağışlamak.

bağışlamak, adalet, anlamak, barış, çatışmak, çözüm, günah, hata, hoşgörü, intikam, Iyimserlik, kabullenmek, kanun, merhamet, nefret, şefkat, suç, unutmak, yargılamak, zorbalık, zulüm,

Ahlak

Morality / Moral

Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları.

ayıplamak, din, doğruluk, dürüstlük, düzen, erdem, eleştiri, kanun, kaos, kötülük, normallik, saygı, suç, toplum, uygarlık, vicdan, yargılamak, yozlaşma,

Aile

Family / Familie

Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik.

evlilik, kadın, erkek, toplum, sülale, akraba, soy, çocuk

Akıl

Mind / Verstand

Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us.

bilgelik, bilinç, deha, dahilik, düşünmek, erdem, farkındalık, fikir, gerçek, görmek, öğüt, sorgulamak, sormak, tecrübe, zeka

Alçakgönüllülük

Humility / Demut

Alçak gönüllü olma durumu, tevazu, mahviyet, mütevazılık.

Humility, Demut, tevazu, candan olmak, güleryüz, kendi olmak, paylaşmak, sadelik, samimiyet, saygı, tamahkarlık

Aldatmak

Deceive / Täuschen

Beklenmedik bir davranışla yanıltmak.

kandırmak, ihanet, kazıklamak, kalleşlik, uyutmak, kafeslemek, avlamak, faka basmak, dolandırmak, oyun yapmak, gözünü boyamak, yalan, yanıltmak, bilmek, bilgi, ahlak, suç

Algı

Perception / Wahrnehmung

Bir şeye dikkati yönelterek o şeyin bilincine varma, idrak.

duyumsama, farketme, kavrayış, seziş, anlama, feraset, bilinç, farkındalık, idrak

Alışkanlık

Habit / Gewohnheit

Bir şeye alışmış olma durumu.

adet, düşkünlük, alışmışlık, alışkı, itiyat, huy, meleke, ünsiyet, yordam

Amaç

Purpose / Zweck

Ulaşmak istenilen sonuç, maksat.

gaye, niyet, maksat, amaçlamak, murat, kasıt, tasarı, erek, sonuç

Anarşizm

Anarchism / Anarchismus

Kişi özgürlüğünü amaç edinen, devlet, din ve kişi gibi tüm otoriteleri reddeden felsefi düşünce.

din, özgürlük, liberalizm, komunizm, sosyalizm, bakunin, kropotkin, goldman

Anlamak

Understand / Begreifen

Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak.

kavramak, anlayış, idrak, bilmek, hissetmek, uyanmak, sezmek

Anlaşmak

Agree / Vereinbaren

Düşünce, duygu, amaç bakımından birleşmek.

hemfikir, razı olmak, uyuşmak, kabul etmek, mutabakat, mutabık, katılmak

Anlayış

Tolerance / Toleranz

İstenilen veya söylenilen bir şeyi hoşgörüyle karşılamak, hâlden anlamak.

hoşgörü, tolerans, halden anlamak

Aptallık

Stupidity / Dummheit

Zekâ yoksunu, alık, ahmakça hareketler.

aptal, alık, ahmak, zeka

Aramak

Seek / Suchen

Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak.

aramak

Araştırmak

Investigate / Erforschen

Bir gerçeği ortaya çıkarmak için aramalarda bulunmak, sormak, soruşturmak.

aramak, sorgulamak, incelemek, tahkik, tetkik, soruşturmak, irdelemek, mütalaa

Arkadaşlık

Friendship / Freundschaft

Arkadaş olma durumu, arkadaşa yakışır davranış, omuzdaşlık, ünsiyet.

arkadaşlık, dostluk, kardeşlik, samimiyet, özveri, yardımlaşmak, toplum

Arsızlık

Shamelessness / Schamlosigkeit

Utanması, sıkılması olmamak.

Utanmazlık, yılışıklık, yüzsüzlük, ahlaksızlık, edepsizlik

Arzu

Desire / Wunsch

İstek, dilek.

arzu, istek, dilek

Asilik

Disobedience / Ungehorsam

Yasalara veya kişilere başkaldırıcı, karşı olma hali.

asilik, başkaldırı, zorbalık, anarşizm, suç, kanun, devlet, yasa, düzen, kaos, isyankarlık

Aşk

Love / Liebe

Aşırı sevgi ve bağlılık duygusu, sevi, sevda.

sevgi, bağlılık, sevda

Asosyallik

Social anxiety / Sozialphobie

Sosyal olmamak, genel kabul görmüş kuralların dışında hareket etmek.

Asosyal, Anarşizm, kanun, ahlak

Ateizm

Atheism / Atheismus

Tanrının olmadığını savunan ve dinleri reddeden görüş.

din, evrim teorisi, ahlak, metafizik, teoloji, metafizik, tanrı, inanç, ateist, tanrıtanımaz

Aydınlanma

Enlightment / Erleuchtung

Bir sorun üzerine gereği kadar bilgi edinmek, tenevvür etmek.

aydınlanmak, medeniyet, bilgelik, bilgi, eğitim

Ayıplamak

Blame / Schuld

Yapılan bir işin kötü olduğunu belirtir bir biçimde söz söylemek, kınamak.

kınamak, eleştiri, dedikodu

Ayrılık

Separation / Abscheidung

Birinden veya birşeyden uzak düşmek.

ayrılmak, firak, firkat, gurbetlik, bağlılık, hasret, geçmiş, hatırlamak, özlemek

Azim

Determination / Bestimmung

Bir işteki engelleri yenme kararlılığı.

mücadele, çalışmak, kararlılık

Bağımsızlık

Independency / Unabhängigkeit

Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilme.

özgür, özgürlük, hür, hürriyet, bağımsız olmak, istiklal, bağımlı

Bağlılık

Loyalty / Loyalität

Bir kimseye, bir düşünceye, bir hatıraya saygı, aşk vb. duygularla bağlanmak.

sadık, tutkun

Bahane

Excuse / Vorwand

Bir şeyin gerçek sebebi gizlenerek ileri sürülen uydurma sebep.

suç, utanç, yargılamak, zayıflık

Barış

Peace / Frieden

Anlaşmak, uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam.

anlaşmak, savaş, mücadele, kavga, huzur, hoşgörü, anlayış

Başarı

Success / Erfolg

Bir işi istenilen bir biçimde bitirmek, muvaffak olmak.

başarmak, başarı, muvaffak, çalışmak

Basitlik

Simplicity / Einfachheit

Yapılması veya anlaşılması kolay olan, karışık olmayan, bayağı.

sadelik, basitlik, basit, bayağı

Baskı

Pressure / Uberdruck

Hak ve özgürlükleri kısıtlayarak zor altında bulundurma durumu, tahakküm.

özgürlük, baskı, zulüm, tahakküm, anarşizm

Beğenmek

Like / Mögen

İyi veya güzel bulmak.

iyi, güzel, seçmek

Beklenti

Expectation / Erwartung

Gerçekleşmesi beklenen şey.

istek, arzu

Benzemek

Resemble / ähneln

İki kişi veya nesne arasında birbirini andıracak kadar ortak nitelikler bulunmak, andırmak

andırmak, anımsatmak, farklılık

Bilgelik

Wisdom / Weisheit

Bilgili, iyi ahlaklı, olgun ve örnek kimse olmak.

hikmet, bilgi, hakim

Bilgi

Knowledge / Erkenntnis

İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat.

bilim

Bilim

Science / Wissenschaft

Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi, ilim.

cehalet, bilgi, bilmek, bilinç, uygarlık

Bilinç

Consciousness / Bewusstsein

Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci, şuur.

algı, bilgi

Bilmek

Know / Wissen

Bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bulunmak.

bilgi, bilinç

Birey

Individual / Individuell

Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert.

fert, kendine özgü

Biriktirmek

Collect / Einsammeln

Bir şeyi ölçülü kullanarak artırmak, tasarruf etmek.

toplamak, tasarruf, artırmak

Bulmak

Find / Finden

Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak.

aramak

Burjuva

Bourgeois / Bürgerlich

Orta halli olup, ne çok zengin ve ne de çok fakir olan halk. Eskiden Avrupa'da köylü ve asilzade olmayıp şehirde yaşayan halka denirdi. Kendi başına işi ve malı olan, ücretle çalışmayan, ferde bağlı iş hayatını güden sınıftan olan.

şehirlilik, orta sınıf, kent soylu, kentsoylu

Bütünleşmek

Coalesce / Vereinigen

Bütün duruma gelmek.

kanıksamak, içselleştirmek

Büyüklenmek

Arrogant / Arrogante

Kendini büyük göstermek, büyüklük taslamak, kibirlenmek, heyheylenmek.

kibir, mütevazilik, tevazu

Büyüklük

Greatness / Größe

Büyük olma durumu.

ululuk, erdem, bağışlamak

Cahillik

Ignorance / Unkenntnis

Bilgisizlik veya gençlik, toyluk, deneyimsizlik yüzünden işlenen kusur.

toyluk, tecrübe, deneyim

Çalışmak

Work / Arbeiten

Bir şeyi oluşturmak veya ortaya çıkarmak için emek harcamak

emek

Candan

Cordially / Herzlich

Yakınlık belirten davranış.

içten, yürekten, gönülden, samimi

Çapkınlık

Playboy / Playboy

Geçici aşklar ve ilişkiler peşinde koşmak.

kadın, erkek

Çatışmak

Skirmish / Scharmützel

Birbirine çatmak veya çatılmak, kavga etmek

kavga, mücadele, savaş

Cehalet

Ignorance / Unwissenheit

"Benim ülkemde, şok edici bir düzeyde matematiksel cehalet var."

cahillik, Bilgi, Bilmek, Kendini Bilmek, Bilinç

Cennet

Heaven / Himmel

Dinî inanışlara göre imanlı, dünyada iyi işler yapmış kimselerin öldükten sonra sonsuz bir mutluluğa kavuşacakları yer.

din, mükafat, cehennem