Deneycilik)"/> Deneycilik)" />

Ampirizm

Ampirizm

Bilginin tek kaynağının deney olduğunu ileri süren öğreti. (Deneycilik)


Deneycilik, empirizm veya ampirizm, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren görüştür. Deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. İnsan zihni, bu nedenle boş bir levha (tabula rasa) gibidir.

Deneycilik akılcılığın karşıtıdır. Akılcılığa karşıt olarak deneycilik, duyum ve deneyimle temellenen bilgileri bilgi olarak kabul etmektedir yalnızca. İnsan bilgisinin tek kaynağı deneyim ya da duyumdur buna göre. Bilginin kaynağında aklı gören rasyonalizm geleneğine karşıt olarak deneycilik her tür bilginin sonradan deneyimle, duyumlarla elde edildiğini ileri süren bir felsefi temele sahiptir.

Bu öğreti bilginin sadece duyumlardan geldiğini ve deney dışında hiçbir yoldan bilgi edinilemeyeceğini savunur. Bilginin duyumlara dayandığı savı, ustan ve doğuştan bilgi olmadığı anlamını içerir. Ampirizm, duyumdan ayrı bilgi prensipleri olarak aksiyomların, akli prensiplerin, doğuştan fikirlerin ve kategorilerin varlığını inkar eder. Dolayısıyla bütün bilgimizin dayandığı esasların duyulabilir tecrübenin eseri ve mahsulü olduğunu ileri sürer. Önsel (apriori) olan hiçbir şeyi kabul etmez.

Ampirizm, insanın doğuştan bir takım bilgi esasları olduğunu iddia eden idealizm ve rasyonalizmin karşısındadır. Ampirizme göre akıl, mantıki bir role sahiptir, yani olaylardan değil, müşahedelerden elde edilen önermeleri, tutarlı bir sistem halinde tanzim etmek rolüne sahiptir.

Ampirizm, şu önemli yanılgıları taşır: diyalektikten yoksun olduğu için tek yanlıdır, bilgi sürecinde deneyin rolünü metafizik bir tutumla saltıklaştırır. İkinci olarak ve bundan ötürü bilgi sürecinde düşüncenin rolünü küçümser. Üçüncü olarak ve bundan ötürü bilgi sürecinde düşüncenin göreli bağımsızlığını yadsır. Dördüncü olarak ve bunlardan ötürü de öznel öğrenme sürecini etkin bir süreç olarak değil, edilgin bir süreç olarak görür.

İlk Çağ felsefesinde temel felsefi problemler özelikle evrenin başlangıcı ve oluşumu, varlığın sebebi ve varoluşun anlamı, bilginin kaynağı ve anlamı gibi meselelerdir. Buna bağlı olarak deneycilik daha o zamanlardan bir epistemolojik tutum olarak belirir ve bilgiyi aklın yasalarına göre değil nesnelerin görünüşlerine göre belirleme yaklaşımı olarak şekillenir. Sofistlerde, Septiklerde, Stoacılarda belirli ölçülerde deneyciliğin izlerini bulmak mümkün olmakla birlikte, esas olarak iki önemli filozof bu gelenek içinde belirgin bir yere sahip olarak görünmektedir.Duyum, deneyim ve dolayısıyla ampirik bilgiyi merkeze alan felsefi yaklaşımın izleri bu iki filozoftan itibaren belirginleşmektedir.

İlk Çağ felsefesinde deneycilik, izlenimcilik ve duyumculuk akımlarının öncüsü sayılabilecek yaklaşımlar ortaya konulmakla birlikte, asıl olarak deneyciliğin sistematik bir felsefe olarak ortaya konulması Yeni Çağ olarak adlandırılan dönem ile birlikte meydana gelmiştir. Bu evrede deneycilik ilk çağ felsefesindeki duyumculuktan belirli ölcülerde ayrılarak sistematik bir yönelime girer. İngiliz deneyciliği olarak bilinen ünlü empirizm akımı yalnızca empirizmin en önemli akımı olmakla kalmaz, felsefe tarihi içinde de belirleyici bir öneme sahiptir, özellikle bilgi sorunsalı açısından kendi açmazlarıyla birlikte derinlikli çalışmalar ortaya koymuşlardır. Locke, Berkeley ve Hume ingiliz deneyciliğinin tartışmasız isimleridir ve kendilerinden sonraki felsefenin yönünü etkilemişlerdir.

Ampirist John Locke doğuştan, önsel, bir bilgi olmadığını tanıtlamak için “boş levha (tabula rasa) deyimini kullanmıştır. Locke göre insan beyni, doğduğu anda, boş bir levha gibidir. Bu levha, yaşandıkça, duyular yoluyla elde edilen algılarla dolacaktır. Bu yüzdendir ki yeni doğan çocuk hiçbir şey bilmez ve aptalların levhaları ömür boyu boş kalır. Çünkü doğuştan bilgi yoktur. Bilgi, ancak duyularla elde edilebilir. Kendisine sözü edilmeyen bir şeyi kendiliğinden bilen bir tek kişi gösterilemez. Anadan doğma körde renk bilgisi yoktur, çünkü rengi algılayamamaktadır.


A'dan Z'ye Felsefe - Alexander Moseley

Ampirizm doğuştan gelen bilgimiz olmadığı konusunda kesin bîr yargıya sahiptir: Edindiğimiz her türlü bilgi duyularımızla algıladığımız şeylerdir. Dolayısıyla, bilimsel kestirimler yaptığımızda, hayal gücü yüksek öyküler yarattığımızda ve çevremizde olup biteni kavradığımızda, zihnimizin üzerinde çalışmakta olduğu şeyler, kesin olarak duyulardan elde edilmiştir.

Burada derhal bazı sorunlar beliriyor: Önümdeki bir nesneyi algıladığımda, bunun bilgisine sahip duruma geldiğimi garanti eden nedir? Locke, nesnenin kendini izlenimler olarak duyularımıza duyurduğunu, nesne konusundaki fikrimin temelinde o izlenimin olduğunu söylüyordu. Ama Berkeley’in işaret ettiği gibi, bu tür bir argüman, evrende bağımsız birtakım nesnelerin varlığını gerektirmez; yalnızca bir fikirler evreninin varlığı yeterlidir. Berkeley, zihinden bağımsız nesnelerin varlığını reddeden, ama zihnin bildiğinin deneyimlediği fikirlerden kaynaklandığını kabul eden, eşi benzeri olmayan bir ampiristti. Burada destek Tanrıdan geliyordu. Peki, ampirizmi bir gürültüden kaynaklanan ses dalgalarının, ışıktan gelen fotonların, herhangi bir gıdadan gelen kimyasalların sinir sistemimizde yarattığı izlenimler temelinde okumaya kalkarsak? Ama bu izlenimler hakkında bilgi formüle etmeye nasıl başlayabilirim? İş algıların ayırdedilmesiyle ve adlandırılmasıyla mı başlar? Ama o zaman birbirinden ayırdedilemeyecek izlenimler ne olacak? Zaman zaman ampirist eğilimler gösteren Kant, bu zihin dışı fiziksel gerçekliğin bazı yönlerinin (mekân, zaman vb.) kendi başına deneyimlenemeyeceğini, yalnızca apriori olarak bilinebileceğini ileri sürüyordu.

Bu, doğuştan gelen fikirlere doğru bir geri çekilme anlamına gelebilir. Ama zihne mekân ve zaman kavramlaştırmalarını formüle etme olanağını tanımak, ampirist geleneği desteklemek için evrimci bir hipotezi işin içine sokarak gerekçelendirilebilir. Her ne kadar bize tikel bilgi biçimleri verilmemiş olsa da (spesifik doğuştan gelen fikirler lehine ileri sürülen argümanlar ampirik temelde çöker, çünkü hangi bilginin doğuştan gelme olduğu konusunda farklı insanların farklı teorileri vardır), çevremizi algılama, üç boyutlu olduğunu kavrama, hareketlerimizin zamanın içinde gerçekleştiğini anlama yeteneği, üreme yoluyla ileriki kuşaklara aktarılması büyük başarı sağlayacak bir özellik olurdu. Uç boyutlu bir dünyaya uyarlanmayı veya olayları zamanla ilişkilendirmeyi beceremeyenlerin selektif eşleşme eşiğini aşmaları çok düşük olasılıktır (“eşim nerede?”). Eğer zihin bilgi teçhizatına sahipse, kimileri de zihnin dil öğrenme veya ahlaki davranma (örneğin vicdan sahibi olma) bakımından da benzer bir teçhizata sahip olduğunu ikna edici biçimde ileri sürmüştür. Ne var ki, Locke’ın hayaleti ampiristlere bilgi için gerekli yapılar arayışını çok ileri götürmemelerini, bu yapıların toplumda öğrenilen yapılara doğru bükülebileceğini hatırlatmaktadır.

Bulguları içine aldığında zihnim bir resim oluşturur. Fikirlerin birleşmesi ve daha yüksek düzeyde fikir ve düşüncelerin kavramlar yaratılarak dönüştürülmesi bu resimleri temel alır. Platon kavramların başka bir dünyanın varlığına işaret ettiğine, “kedi” kavramının gerçekten de o diğer dünyada var olan İdeal Kedi’ye gönderme yaptığına inanıyordu. Aristoteles, hocasının çıkarsamasını reddederek birçok tikel varlığın ampirik bulguları üzerinde odaklaşıyor, her bir tikel kedi başka kedilerle araştırmalarımız sonucunda saptayabileceğimiz bazı ortak niteliklere sahip olduğu için, bunları “kedi” adını taşıyan bir zihinsel araç, bir kavram çerçevesinde biraraya topladığımızı belirtiyordu. Birçok açıdan, bu geniş, araştırmaya dayalı yaklaşım tarzı modern ampirizmin gerisinde yatar: Olguları duyularımız aracılığıyla kontrol etmek ve doğrulatmak, sonra verileri kavramlara göre gruplandırmak. İyi bir örnek olarak, Linnaeus’un biyolojisi ve hayvanların ve öteki canlıların familya ve türler olarak kategorize edilmesi verilebilir.

Bu, ampiristin duyulardan veriler toplanmasının ardından dünya hakkında teoriler oluşturmak için ne ölçüde tümevarıma yaslandığı konusunda birtakım endişeler doğurur. Popper’ın belirttiği gibi, tümevarım tek başına işe yaramaz: Neyi araştırdığımıza ilişkin, üzerinde çalışılacak bir teorimiz olmadıkça, bir olgular dizisine bakmak, bir dizi olayın olup bitmesini izlemek, bir test tüpünde bir dizi reaksiyonu görmek, uzun bir veri listesini incelemek bir anlam taşımaz. Ama o teori nereden gelecek? Katı ampiristler teorinin ancak temel bulgulardan gelebileceğini ileri sürer. Teori doğuştan gelme olamaz: Daha bebeklikten başlayarak deneyimlerin birikmesi, öğrenme ve başkalarının öyküleri ile birleşince, zihni dünyayı anlamak için daha kapsamlı fikirler formüle etmeye teşvik eder (felsefenin başlangıcı!). Daha yumuşak ampiristler, kurduğumuz teorik çerçevelerin doğasına ilişkin olarak bir ölçüde doğuştan gelmeciliğin içeri sızmasına izin verebilirler.

İktisat iyi bir örnek oluşturur: İstatistikçilerin sunduğu verilerden hareketle tümevarım yoluyla insani ve ticari davranış konularında teoriler geliştirildiği düşünülür. Ne var ki, bunlar saf anlamda tarihsel meselelerdir ve verilere ne kadar bakarsanız bakın bir teorinin o verilerden birden fırlayıp çıkacağını bekleyemezsiniz. Hangi verilere bakılacağına karar vermek, neyin önemli olduğuna ilişkin bir ölçüde düşünmüş olmayı gerektirir. Bunu başka verilerle korelasyon içine sokmak da, benzer biçimde, örtülü bir çalışma hipotezini varsayar vb. Tümevarım teorisyenlerine karşıt olarak, tümdengelim teorisyenleri iktisadın tamamının basit bir öncülden, yani insanların durumlarını iyileştirmeyi arzu ettikleri öncülünden (burada durumdan ne kastediliyorsa artık - çünkü bu kavram zorunlu olarak maddi durumu içermez) hareketle mantıksal olarak geliştirilebileceğini ileri sürer. Hiperenflasyon gibi tekil meseleler dikkatimizi çekebilir, bizi daha öteye ayrıntılı analizlere sevk edebilir, ama tümevarımcıların sergilediği bulgular, teori aracılığıyla anlaşılmadığı takdirde yararsızdır. Bir veri birçok değişik açıdan okunabilir, böylece birçok farklı teorik kestirime konu olabilir ve kendi başına alındığında yanıltıcı olabilir.

Bu çok boyutlu mesele ampirizmin her türü için ilginç bir sorun oluşturur. Bir insanın hamburger yemesi çok farklı biçimlerde okunabilecek bir olgudur. Nerede kaldı J. F. Kennedy suikastı. Dickens’ın Zor Zamanlar romanında, Gradgrind çocuklara olgulardan başka hiçbir şey öğretilmemesi konusunda ısrarcıdır: Bu, ampirist geleneğe yöneltilmiş hiç de incelikli olmayan bir alaydır. Nietzsche, olgu yoktur, yorum vardır şakacı söyleyişiyle ampirizmi reddeder. Ama ampiristler yorumun gerekliliğini reddetmezler. Yorumun olgulara ihtiyacı vardır, olgular da yalnızca deneyimden gelebilir. Farklı yorumlar, üzerinde yükseldikleri olgulara geri dönerek sağlam bir çıpaya kavuşabilir. Popper’ın eleştirel rasyonalizminin temeli budur. Olguların yokluğunda yorumlar darmadağın olur, ister devlet sırrı ile ilgili olsun, ister teolojik muammalarla. Bazı düşünce tarihi uzmanları, ampirist geleneğin, Batı’nın Ortaçağı’nda gözleme dayanan bulguların görmezlikten gelinmesine tepki olarak geliştiği kanısındadır.


Anahtar Kelimeler
Ampirizm, deneycilik, John Locke, empirizm,  Sofistler,  Stoacılar, Berkeley, Hume, Duyumculuk, Pozitivizm, Pragmatizm
İlgili Diğer Konular

Rasyonalizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Hakikatın ölçütünü duyularda değil, düşünmede ve tümdengelimli çıkarımlarda bulan öğretilerin genel adı. Akılcılık, usçuluk.

Adcılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Nominalizm: Tüm sınıflandırıcı sembollerin, insanların onlara yüklediği anlamlar doğrultusunda varlık, anlam ve değer kazandığını savunan görüştür.

Deneycilik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bilgimizin biricik kaynağının deney olduğunu savunan bilgi öğretisi.

Analitik Felsefe (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Felsefenin asıl uğraş alanının dil ve dildeki kavramları çözümlemek olduğunu, bu yolla “kafa karışıklığı” yaratan geleneksel felsefe sorunlarının çözülebileceğini savunan felsefe akımı.

İnsan Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) (MÖ. 5.YY) Doğa filozoflarının tabiatı oluşturan ilk unsur üzerinde anlaşamamaları sonucu varlık/ontoloji sorununu bir yana bırakıp tamamen İNSAN’la ilgilenmişlerdir. Bakınız: Sofistler

Bilgicilik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Para karşılığı felsefe öğreten gezgin felsefecilerin (sofistler) oluşturdukları akıma denir.

Sofistler (Felsefe Terimleri Sözlüğü) MÖ 5. yüzyılda para karşılığında felsefe öğreten gezgin felsefecilerdir.

Agnostisizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Teolojik anlamda Tanrı'nın varlığının ya da yokluğunun, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi bir akımdır.

Hukuk Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) İnsanların toplum içinde bir arada yaşamalarıyla oluşan ilişkilerin dayandığı ya da dayanması gerektiği temelleri karşılıklı haklar ve yükümlülükler açısından ele alan felsefe dalıdır.

Anlıkçılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bütün varlıkları anlıksal temele indirgeyen öğretilerin genel adı.

Aydınlanma Dönemi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 18. yüzyıl da insan, aklıyla dine ve geleneklere bağlı kalmadan kendi hayatını aydınlatmaya çalışmıştır.

Kantçılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19 ve 20. yüzyılda etkili olmuş Kant felsefesini dayanak olarak alan felsefe eğilimi.

Yeniçağ Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 17 ve 18 yy. larda otoriteden den kurtulmanın verdiği özgür düşünce ortamıyla birlikte çok çeşitli yeni akımlar ortaya çıkmıştır.

Subjektivizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Nesneyi öznenin dışında ve ondan bağımsız sayan nesnelcilik anlayışına karşı, nesneyi öznenin ürünü sayan anlayıştır.

Idea (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Platon'a göre algılarla kavradığımız nesnelerin orijinal formları, örnekleri.

Pozitifizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Araştırmalarını olgulara, gerçeklere dayayan, fizikötesi açıklamaları kuramsal olarak olanaksız, kılgılı olarak yararsız gören; deneyle denetlenmeyen soruları sözde soru olarak niteleyen felsefe doğrultusu.

Mantıkçılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Mantığı felsefenin temeli sayan anlayış.

Yararcılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19. yüzyılda İngiltere'de Etik ve Politik Felsefede, "çoğunluk için en iyisi" ahlaki bakış açısıyla öne çıkan bir harekettir.

Duyumculuk (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Duyumların getirdiği bilgini öznel olduğunu ileri süren şüphecilik.

Sensualizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bilginin duyumdan geldiğini savunan öğreti.

Pozitivizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Olgularla desteklenen ya da olgularla ilgili verilere dayanan bilginin tek sağlam bilgi türü olduğu görüşüdür.

Mantıksal pozitivizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Viyana Çevresi olarak adlandılan filozofların felsefi düşünüş sistemlerini adlandırır.

Modern Dönem (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19 ve 20. yüzyılları kapsayan dönemdir.

Genel Dil Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bazen 'Oxford' felsefesi olarak da anılır. Bir tür 'dilbilimsel' felsefedir.

Pragmatizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Hakikatı ve gerçekliği yalnızca eylemlerin sonuçları ve başarıları ile değerlendiren felsefe öğretisi.

Aletçilik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Düşünce ve fikirleri eylem için gerekli araçlar olarak gören pragmatist felsefe öğretisi.

İlgili Kişiler

Hume, David (Ünlü Kişiler) İskoç filozof, ekonomist ve tarihçi.

Locke, John (Ünlü Kişiler) Aydınlanma düşünürlerinden en çok etkilenen ve yaygın olarak "Liberalizmin Babası" olarak bilinen İngiliz felsefeci ve doktoru.

Francis Bacon (Ünlü Kişiler) Ingiliz devlet adamı ve filozof.

Reichenbach, Hans (Ünlü Kişiler) Tanınmış filozof ve mantıkçılardan, mantıksal empirizmin kurucularındandır.

Kant, Immanuel (Ünlü Kişiler) Felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini belirleyici olarak etkilemiş, Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biridir.

Berkeley, George (Ünlü Kişiler) Dünyada yalnızca ruhların ve bu ruhların idelerinin varolduğunu, buna karşılık maddenin varolmadığını öne süren İngiliz düşünür.

Thomas Hobbes (Ünlü Kişiler) Thomas Hobbes (1588 -1679). İngiliz felsefecisidir. Leviathan adlı çalışması, batı siyaset felsefesinin başucu eseri olmuştur.

Descartes (Ünlü Kişiler) Fransız matematikçi, bilimadamı ve filozof.

Leibniz (Ünlü Kişiler) Matematik, metafizik ve mantık alanlarında ileri sürdüğü yeni düşünce ve görüşleriyle tanınmaktadır.

Machiavelli (Ünlü Kişiler) Tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan düşünür, devlet adamı, askeri stratejist.

Bentham, Jeremy (Ünlü Kişiler) İngiliz filozof, hukukçu ve toplum reformcusu. Modern utilitarizmin kurucusu kabul edilir.

Mill, John Stuart (Ünlü Kişiler) Bilgi kuramı bakımından deneyselcilik, ahlak felsefesi bakımından da faydacılık akımına bağlı İngiliz İktisatçısı ve filozofudur.

James, William (Ünlü Kişiler) Charles Sanders Peirce ve John Dewey ile birlikte pragmacılık görüşünün kurucuları arasında gösterilen Amerikalı ruhbilimci ve felsefeci.

Santayana, George (Ünlü Kişiler) Estetik, kurgusal felsefe ve edebiyat eleştirisine önemli katkıları olmuş İspanyol-ABD’li filozof ve yazar.

Dewey, John (Ünlü Kişiler) Aletçilik olarak bilinen felsefe akımının kurucusu ünlü Amerikan filozof ve eğitim teorisyeni.

Schiller, Ferdinand (Ünlü Kişiler) İngiliz Pragmacılığının en önde gelen savunucularındandır.

İlgili Özlüsözler


Sitede yayınlanmasını istediğiniz Word veya PDF formatındaki özgün yazılarınızı denizemesaj@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Arzu ederseniz kendi isminizle yayılanır. Yine bu adresten görüş ve fikirlerinizi iletmeniz de mümkün.
You can send your original articles in Word or PDF formats that you want to be published on this site to denizemesaj@gmail.com. If you wish, it will publish by your own name. It is also possible to send your opinions and ideas at this address.