Etik

Etik

Felsefenin ahlaki değerle ilgili olan alt dalıdır.


“Ne yapmalıyım?” sorusu “ne yapıyorum?”, “ne yaptım?”, “ne yapacağım?” sorularından farklıdır. Olgular temelinde sınanabilecek pozitif bir betimleme değil, normatif bir önermedir. Yani, ne yapmakta olduğum bir betimleme konusudur: Bir yalan uydurmaktayım. Benzer biçimde, ne yapacağım sorusu da bir betimleme gerektirir: Yalan söyleyeceğim. Ama bir betimlemeden bir ödev çıkarılabilir mi: Yani yalan söylemeli miyim?

Betimleme ile yol gösterme arasındaki ayrım, etik olarak düşünmeye başlamanın birçok yolundan biridir. Bir yalan uydururken, yalan söylemenin doğası gereği yanlış olup olmadığını, etik olarak bazı koşullarda haklı görülüp görülemeyeceğini düşünüyor olabilirim; veya beklenen sonuçları dolayısıyla yalan söylemenin haklı görülebileceğini düşünüp sonuçları kendi açımdan veya başkalarının açısından birbirinden ayrıştırabili-rim; ya da kendime yalan söylemeyi seçersem ne tür bir insan olacağım sorusunu sorabilirim. Bu soruları sorduğumuzda, deontoloji, faydacılık ve erdem teorisi olarak bilinen üç ana etik teorisini gündeme getirmiş oluyoruz.

Deontoloji taraftarları, Kant’ın ahlak felsefesini izleyerek yalanın hiçbir zaman haklı görülemeyeceğini (davranışlar kendi içlerinde ya ahlakidir ya ahlak dışıdır), doğru olanı sırf doğru olduğu için yapmanın bir ödev olduğunu ileri sürerler. Kant bize davramlmasını dileyeceğimiz gibi davranmamız gerektiğini (C. S. Levvis’in izah ettiği gibi, bu etik erken dönem Yahudi-Hıristi-yan düşüncesinin izinde pratikte evrenseldir), söz konusu davranışın, herhangi bir insanın yalan söylemesinin doğru olup olmayacağını sorabileceğimiz biçimde tümelleştirilmesi gerektiğini söyler. Yalan söylemenin ahlaki bir değeri olabileceğini vurgulu biçimde yadsır. Ünlü bir örneğinde, bir cani evinize girer de kurbanını aramaya girişirse sizin ona kurbanın yeri konusunda yalan söylemenizin yanlış olacağını belirtir. Kant’çılar bu argüman karşısında hep zor durumda kalmışlar, durumun aşırılığı dolayısıyla bunu bir ayarlamaya tabi tutmaya yönelmişlerdir (bu da tümellik hükmünde bir düzeltme yapılması demektir). Eleştirmenleri ise Kant’ın tümelliğinin kendisinin bir davranışın sonuçlarına yaslandığını ve dolayısıyla davranışın kendisinden ziyade sonuçlarına bakmamızın daha doğru olacağını belirtmişlerdir.

Sonuççular yalanın sonuçları üzerinde düşünmemiz gerektiğini ileri sürerler. Yalan niye söylenmektedir? Diyelim ki karşı cinsten biriyle yemeğe çıktınız. Partneriniz güzel miyim, diye sordu. Kant dürüst bir cevap beklerdi. “Hayır, korkunç görünüyorsun” derseniz, üzücü sonuçlar doğabilir. Ama Kant diyebilir ki, partneriniz belki de dürüstlüğü tercih ederdi, böylece güvenini kazanırdınız. Ama sonuççu da bunun bütün bir geceyi mahvedebileceğin] ya da atmosferi bozacağını, dolayısıyla anti-sos-yal, dostane olmayan bir jest olarak görülebileceğini söyler. Ona göre, yalan söyleyip ilişkileri gerginlikten uzak, rahat sürdürmek çok daha iyidir. Burada, kısa vadeli sonuççuluk ile uzun vadeli sonuççuluk arasında bir ayrım yapılabilir. Uzun vadeli bakan sonuççular, kısa vadede elde edilen yararların uzun vadeli yararların lehine olmayabileceğini kabul ederler. Böylece, sonuççu bir açıdan Kant’la aynı fikri paylaşır: Şimdi dürüst davranıp, ileride daha büyük yararlar getirebilecek uzun vadeli güven ve dostluğun yerleştirilmesi çok daha iyidir.

Bentham’m faydacılık olarak adlandırılan sonuççuluğu, faydaları ve maliyetleri, potansiyel sonuçları, yaratacakları etki ve kaç insanın etkileneceği açısından ölçerek karşılaştırmayı hedefleyen daha dakik bir zemin yaratmaya çalışıyordu. Birçok açıdan, Bentham’ın projesi, “en büyük sayıda insan için en büyük mutluluk” yaratmayı düşleyen bir toplumsal mühendisliğin alt-yapısıydı. Ne var ki, Bentham’ın eleştirmenleri az sayıda insanın çok sayıda insan aleyhine çok daha büyük yararlar elde ettiği ya da çok sayıda insanın ötekiler karşısında iyi durumda olduğu pek hoş olmayan durumlar üzerinde durmuşlardır. Yemeğe çıktığınız insana yalan söylemeyi düşünürken, faydacılar dolaysız biçimde doğabilecek sonuçları (düş kırıklığı yaratan bir gece), dolaylı etkileri (güvene dayalı bir dostluk) ve feragat edilen fırsatları (bu alacağınız tepkiye bağlıdır!) göz Önüne almak zorundadır.

Erdem teorisi taraftarları, etiğin deontoloji ile sonuçları karşı karşıya getiren ikili bir yapıya sıkıştırılmasını reddederler. Bunun yerine erdem teorisi yanlıları şu soruyu sorarlar: Eğer yalan söylersem ne tür bir insan olurum? Yalancı mı, diplomat mı? Burada bağlam hayati bir önem taşır. Durumu düşünüp neyin uygun olacağına karar vermelisiniz: Partnerinizi üzmek çok erdemli bir davranış gibi görünmüyor. Erdem teorisinin rafine bir biçimi olan adabımuaşeret, soruyu diplomatik biçimde geçiştirmenizi gerektirir: “Güzelsin [bu akşam], ama kırmızı elbisen daha çok yakışıyor sana [yalandan kaçınmak için].” Böylece, biraz incelik göstererek dostluğunuza, güvenilirliğinize ve dürüstlüğünüze halel getirmemiş oluyorsunuz. Erdem teorisinin daha ilginç bulduğu işte bu erdemlerdir (kişilik özellikleridir). Aristoteles, erdemlerin oluşmasının uzun bir süre aldığı, iyi şeyler yapmayı getiren iyi alışkanlıklar edinilerek geliştiği kanısındadır. Bu temelde açılan tartışma bunun nasıl başlatılabileceğidir: Burada gençliğe daha baştan doğru eğitim vermek gerekliliği vurgulanır. Adam Smith güçlü bir erdem teorisi geliştirir: Buna göre, erdemler toplumsal olarak oluşur. Bir davranışın ahlaklı mı, ahlak dışı mı olduğunu anlamak için, yaptığımız her şeyi “tarafsız bir seyirci” olarak izleyen vicdanımızın tepkisine bakmalıyız. O bize ne yapmamız gerektiğine ilişkin öğretilenleri, bizden ne tür davranışların beklendiğini ve çağdaşlarımızın ne düşüneceğini hep hatırlatacaktır.

Erdem teorisi Kant’ın ödeve bağlı etiğinden (elbisenizin size yakışmadığını söylemek benim ödevimdir) ve sonuççuluğun belirsizliğinden ve açık uçluluğundan (şimdi yalan söyleyeyim ki, sonra bir öpücüğü hak edeyim) kaçınmayı amaçlar. Ama onun da sorunları vardır: erdemler bazen yanardöner, bazen de modaya bağlı olabilir; çoğu zaman da insanın içinde yaşadığı kültüre göre değişir. Bu, herkes için bağlayıcı olacak evrenselci bir etik peşinde olanların gözünde bunların statüsünü düşürecektir. Peki, siz ne yapardınız? Neden?


Anahtar Kelimeler
Etik, Bentham, ahlak felsefesi, iyilik, kötülük, deontoloji, faydacılık, erdem teorisi
İlgili Diğer Konular

Egoizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Kendine olan ilgiyi ahlakın temeli olarak gören etik bir teori.

Stoacılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Kıbrıs’lı Zenon tarafından kurulan felsefe disiplinidir. Mantık, Metafizik, Etik olmak üzere 3 dala ayrılır.

Yararcılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19. yüzyılda İngiltere'de Etik ve Politik Felsefede, "çoğunluk için en iyisi" ahlaki bakış açısıyla öne çıkan bir harekettir.

Amoral (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Ahlak dışılık anlamına gelmektedir. Temellerini ahlaki öğretilerden almayan düşünce biçimidir.

Ahlak (Felsefe Terimleri Sözlüğü) İnsanların toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar dizgesi, başka insanların davranışlarını olumlu ya da olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünüdür.

Siyaset Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Demokrasi, yasama, siyasal ahlak gibi hukuku, siyasal yaşamı, toplumsal konuları ilgilendiren genellikle normatif sorunlar üzerine eğilen bir araştırma alanıdır.

Felsefede Temel Doktrinler (Felsefe) Felsefede doktrinlerin kategorize edilmesiyle ortaya çıkan genel tablo.

Moralite (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bir insanın iyi ve kötü açısından davranış biçimleri ve ahlaki düşünüşü.

Modern Dönem (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19 ve 20. yüzyılları kapsayan dönemdir.

Hümanizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) İnsana değer veren, saygı gösteren, insanın özündeki iyilik ve güzellikleri geliştirmeyi amaçlayan, insana olumlu nitelikler kazandıracak refah ve bolluğu sağlama gereğini savunan tutum ve eğilimlerin tümüdür.

Kantçılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 19 ve 20. yüzyılda etkili olmuş Kant felsefesini dayanak olarak alan felsefe eğilimi.

İnsan Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) (MÖ. 5.YY) Doğa filozoflarının tabiatı oluşturan ilk unsur üzerinde anlaşamamaları sonucu varlık/ontoloji sorununu bir yana bırakıp tamamen İNSAN’la ilgilenmişlerdir. Bakınız: Sofistler

İlgili Kişiler

Dewey, John (Ünlü Kişiler) Aletçilik olarak bilinen felsefe akımının kurucusu ünlü Amerikan filozof ve eğitim teorisyeni.

Cioran, Emil (Ünlü Kişiler) Filozof, deneme yazarı ve tanınmış 20. yy. retorik sentezcisidir.

Bentham, Jeremy (Ünlü Kişiler) İngiliz filozof, hukukçu ve toplum reformcusu. Modern utilitarizmin kurucusu kabul edilir.

Mill, John Stuart (Ünlü Kişiler) Bilgi kuramı bakımından deneyselcilik, ahlak felsefesi bakımından da faydacılık akımına bağlı İngiliz İktisatçısı ve filozofudur.

Descartes (Ünlü Kişiler) Fransız matematikçi, bilimadamı ve filozof.

Foucault (Ünlü Kişiler) Fransız filozof, fikir tarihçisi, sosyal kuramcı ve edebi eleştirmen.

Aristo (Ünlü Kişiler) Antik Yunan filozof.

İlgili Özlüsözler

Iyilik (Özlüsözler) Karşılık beklenilmeden yapılan yardım, kayra, lütuf, kerem, ihsan, inaye.

Vicdan (Özlüsözler) Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine dolaysız ve kendiliğinden yargılama yapmasını sağlayan güç.

Kötülük (Özlüsözler) Zarar verecek davranış veya söz.

Zorbalık (Özlüsözler) Zorbaca davranış.

İntikam (Özlüsözler) Öç almak. Hınç ve acı çıkarmak.

Günah (Özlüsözler) Cezayı gerektiren eylem. Dine aykırı iş.

Hata (Özlüsözler) İstemeyerek ve bilmeyerek yapılan yanlış.

Ahlak (Özlüsözler) Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları.



Sitede yayınlanmasını istediğiniz Word veya PDF formatındaki özgün yazılarınızı denizemesaj@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Arzu ederseniz kendi isminizle yayılanır. Yine bu adresten görüş ve fikirlerinizi iletmeniz de mümkün.
You can send your original articles in Word or PDF formats that you want to be published on this site to denizemesaj@gmail.com. If you wish, it will publish by your own name. It is also possible to send your opinions and ideas at this address.