Sofistler

Sofistler

MÖ 5. yüzyılda para karşılığında felsefe öğreten gezgin felsefecilerdir.


Antik Yunan'da sofistler, çoğunlukla genç devlet adamlarına ve soylulara "mükemmellik" veya "erdem" öğretmek amacıyla felsefe ve söylem tekniklerini kullanmaya yönelik uzmanlaşmış bir öğretmen kategorisiydi. Atina'da kent kent dolaşarak sadece seçkin kişi veya zümrelere değil herkese yönelen ve hitabet, pratik bilgi, yapma hüneri öğreten öğretmenler olarak hareket eden kimselere verilen isim­dir. Göreceli ve kuşkucu düşüncenin köklerini atmışlar ve geliştirici olmuşlardır.

Öte yandan sofist teriminin mecazi ola­rak günümüze kadar gelen bir anlamı daha vardır ki, o da Türkçe'deki "safsata" keli­mesiyle ifade edilir. Sofist teriminin bu an­lama çekilmesinde, karşıtları olanların, özellikle Sokrates, Platon, Aristoteles ve komedya yazan Aristophanes'in etkileri sözkonusudur.

Sofistlerden Önceki doğa filozoflannın temel konusu ve sorunu evren ve onun ilk maddesi olmuştur. Felsefenin inceleme alanlanndan olan bilgi teorisi, etik, ruhiyat vb. başlangıçlannı görüyoruz. Oysa sofist­ler bu durumu bütünüyle değiştirdiler. Bun­lar için artık varlığın ve oluşun, evrenin oluş ve yokoluşunun değişmez ilkesini araştır­mak gerekmemekledir. Hele evreni küllî-felsefî açıdan veya matematik ya da doğa bilimleri bakımından incelemek olumlu bir sonuca da götürmez. Nitekim doğa filozof­ları bu konuda ortak bir bilgiye ulaşama­mışlardır. Öyleyse, yapılması gereken insa­nı, algı ve düşüncesiyle irade ve eğilimle­riyle, davranışları ve pratik yaşayışıyla in­celemektir. Böylece dil, mantık, bilgi teori­si, ahlâk alanında ileri sürülen görüşler ile uğraşmak daha yararlı olmalıdır. Üstelik sofistler ilk olarak küllî hakikat var oyup ol­madığı sorusunu ortaya atarak bunu kuram­sal alandan pratik ahlâk alanına kadar ge­nişleteceklerdir. Bu nedenle onlar Atina si-te-devletinin siyasi ve toplumsal, maddî ve manevi hayatının, Özetle toplumun kurum­ları, ahlâk, din, gelenek, yasa konulanndaki düşünüş ve uygulanış tarzlan üzerinde şüp­he uyandıracaklardır. Çünkü sofistler gerek bilim, gerek irade konulan dolayısıyla fel­sefeye sübjektiviteyi getiriyorlardı. Bunun asıl kaynağı, çıkış noktası ise, ferdi olanın tanınmasında ortaya çıkıyordu.

Sofistlerin ilki olan Protagoras bu görüşü ünlü yargısıyla şöyle ifade ediyor: "İnsan bütün eşyanın ölçüsüdür, varolanların var­lığının, yokolanlann yokluğunun." Burada sözkonusu edilen "insan"ın genel olarak in­san değil, değişken algıları ve izlenimleriyle ferdi insan, kısacası birey olduğu, bugün için açık olarak anlaşılmıştır. Protagoras'a göre, her eşyanın, algılayan insan için, algı­nın bağlı olduğu şartlara bağlı bir hakikati vardır ve genel olarak geçerli bir hakikat yoktur. Sözgelimi belli sıcaklıktaki su hasta olan kimseye farklı, sağlıklı olana farklı ge­lir. Herakleitos gibi Protagoras da sürekli değişimi, oluşu kabul ediyorsa da ulaştıkla­rı sonuç aynı değildir. Böylece relativizme ulaşan Protagoras duyumlardan gelen algı­yı tek bilgi kaynağı olarak kabul eder, dola­yısıyla duyumcu (sensualist)dur. Buna bağlı olarak da Protagoras olsun, Öteki sofistler olsun, insanların teorik alanda düşünmele­rini yararsız görürler ve hayatın pratik yö­nüne ağırlık verirler. Dolayısıyla doğal, toplumsal, özellikle siyasî durum ve şartla­rın öğrenilmesi, bunlara egemen olunması önemlidir. Bu anlayış bakımından Protago­ras insanların ve toplumun inandığı tanrıla­rın var olup olmadıklarının bilinemiyeceği-ni de ileri sürer. Çünkü bu konuda kesin bîr bilgiye ulaşmada insan hayatının kısalığı, bizzat konunun kapalılığı birer engeldir. Nitekim tanrıları inkâr ettiği gerekçesiyle yargılanacaktır. Kısacası o relativizmi ve duyumculuğuyla bütün bilimlere karşı bir şüphe içinde oldu.

Gorgias ise bu anlayışı daha ileri götüre­rek görüşlerini üç noktada yoğunlaştırdı

1) Hiçbir şey mevcut değildir.

2) Eğer mevcut olsaydı, biz onu bilemezdik.

3) Bilseydik bile, başkalarına bildiremezdik. Böylece şüpheciliğe (sceptisisme) ulaşır. Yani Pro-tagoras'ın her görüşün doğruluğunu Öne sürmesine karşılık Gorgias her görüşün yanlış olduğu sonucuna ulaşarak felsefe ta­rihinde "bilimsel nihilist" nitelemesine hak kazanacaktır.

Sokrates'in habercisi olarak da anılan bir başka sofist Prodikos (Perudikus), Protago­ras ve Gorgias'in dil, gramer ve kelimelerin düzenlenmesi çalışmaları paralelinde, eşanlamlı kelimeler ve gramer üzerinde in­celemeler yapü. Fakat asıl görüşü dinin olu­şumunu akli ve aynca çıkar esasıyla açıkla­maktır. Ona göre eski insanlar yararlı bul­dukları her şeyi tann sembolleriyle anlat­mışlardır. Meselâ ekmek Demeler, şarab Dionysos, su Poseidon, ateş Hephaistos gi­bi. Ahlâk alanındaki düşünüşü Antikçağ ve ilk hıristiyan edebiyatı üzerinde etkili ol­muştur.

Hippias ise, yasanın insana musallat bir zorba olduğunu, zecir ile insana doğaya ay­kırı birçok şeyleri yerleştirmeye yönelttiği­ni ileri sürer. Toplumsal düzeni oluşturan değer normları, meselâ ahlâk, hukuk, ve örf böyledir. Platon bunun için Hippias'ı anar­şizmin öncülerinden sayar. Ne var ki, başka sofistlere bakıldığında Hippias ılımlı kalır. Sofistler'in "doğa hakkı" şeklinde ifade edi­len teorilerine göre, "doğa" neyi belirlemiş ve gerekli kılmışsa o "hak"tır. Bu nedenle insanlık tarihinin başlangıcından beri in­sanların koyduğu hukuk ve kanunlar sınırlı bir değere sahiptirler. Çünkü konulan bu kanunlar, kanun koyucunun çıkarını koru­mak için düzenlenmişler, ortaya konulmuş­lardır.

Bu kanunlara boyun eğmek deliliktir, hatta aptallıktır. Çünkü her şahıs kendi eği­limlerine göre davranır. Başka bir söyleyiş-le sofistler "doğada olan" (physei) ile "insa­nın koyduğu" (ıhese) arasındaki karşıtlığı savunurlar. Bu nedenle insanların koyduk­larına değil, doğada olana uygun davran­mak gerekir. Nitekim sofist Antiphon doğal hukuk ile pozitif hukuk, yani insanın koyduğu hukuk ayrımını yapar. Pozitif hukuk insanların eğilimlerine, kanaatlerine (doxa) dayandığından güçsüzdür. Ayrıca insanla­rın doğada eşit olduklarını da savunur. Top­lumdaki ayrıcalıklar, soyluluk unvanları, sınıf ayrılıkları, doğadan değil, insanın koymalarından dolayıdır. Thrasymakhos ise adaletin, güçlü olanın arzusu ve irade­sinden başka bir şey olmadığını söyler. Onun için "adalet güçlüye yarayan, güçsüze zararlı olan şeydir". Kallikles bunun tam tersini savunarak, adalet, güçsüzlerin, za­yıfların kendilerini korumak için güçlülere karşı kurdukları bir tuzaktır der. Çünkü do­ğa güçlüye hakim olma hakkını vermiştir, güçlü olan da bu hakkını dilediğince kullan­dığında mutlu olabilir, dolayısıyla adaleti sağlar. Böylece sofistler, "doğal olan" in (physei) "toplumsal olan"dan (thesei) yani doğal hukukun pozitif hukuktan üstün ol­duğunu savunmuşlardır.

Doğal olan ile konulmuş olan karşıtlığını Kritias, din alanında da düşünür. Kritias tanrıların, zeki devlet adamlarının insan ve toplumun itaati altına alma için, tanrıları koyduklarını ve bunun da gerçekte bir ku­runtu olduğunu söyler.

Kısacası sofistlerin İnsan, toplum, dev­let, doğru ve küllî düşünce ve bilgi, ahlâk, hukuk, dîn, lanrı vb. konularında İleri süre­rek geliştirdikleri relativizm, sübjektivizm ve şüpheciliklerle yıkıcı bir rol oynamışlar­dır. Ancak öte taraftan bu konular üzerinde geniş bir tartışma açarak değişik görüşlerin ortaya çıkmalarını da hazırlamışlar ve ayrı­ca bilginin pratik hayatta kullanılır seviye­de ele alınmasını sağlamakla topluma ya­rarlı olmuşlardır. Yine Grek dilinin, keli­melerin ve dilbilgisinin düzene kavuşturul­masını, hitabet sanatının gelişmesini hazırlamışlardır. Yeni çağda, Özellikle Aydın­lanma felsefesinde sofistlerin görüşlerinin ele alınmasıyla, doğal hukuk, devlet, ahlâk alanlarında önemli gelişmeler sağlanmış­tır.

---

Antikçağ felsefesinin modern tarihçileri haklı olarak M.Ö. 5. Yüzyılda bir Grek aydınlanma çağından söz ederler. Bizler bu “aydınlanmadan, bir çağın önde gelen bilgelerinin insan düşüncesini atalardan miras kalan görüşlerin ve göreneklerin egemenliğinden kurtarmak ve ‘gelenek karşısında, özellikle de dinsel alanda bağımsız kılmak için gösterdikleri bilinçli çabaları anlıyoruz ... Aklın, özgün düşüncenin mitsel tasarım tarzından bu bağımsızlığı, doğa olayları karşısında daha 6. Yüz yıl sonra düşünürlerince benimsenen saf akla dayalı bu eleştirel düşünce 5. Yüzyılda özellikle insan dünyasına yönelmiştir.

5. Yüzyılın ikinci yarısında da Grek dünyasının ileri bölgelerinde (İonya, Atina ve Grek egemenliğindeki Batıda) ulusun yaşamına giderek hakim olan, felsefenin gelişmesi için de belirleyici bir önem taşıyacak bir güç durumuna gelmiştir. İlk Grek tarih yazımında ve yer yer Hippokrates’in eserlerinde önemli belgeler halinde görülen bu düşünsel hareket ancak 5. Yüzyılın ikinci yarısında “Sofizm” denen akım vasıtasıyla her şeye egemen bir güç durumuna gelecektir.

Antik felsefenin modern tarihçileri, antik felsefenin ikinci evresine haklı olarak Sofizmle başlarlar, çünkü bu o güne kadarki gelişmenin basit bir devamı değildir, deyim yerindeyse tamamen yeni bir başlangıçtır. Eduard Meyer’ in (IV 249) özgün tarihsel bir sağgörüyle dediği gibi: ‘Bu sorunlar felsefi temele dayalı organik bir ilerleme nedeniyle meydana çıkmamıştır, tersine bu ilerleme, ulusun manevi gelişmesi tarafından eski yönünü terketmeye ve araştırılmalarına bağlı olduğu halde uzmanlarca bu güne kadar üzerinde tartışılmayan sorunlara yönelmeye zorlanmıştır.” Son günlerde Werner Jaeger’in de (Paideia 378) isabetle belirttiği gibi: “Sofizm bilimsel bir hareket değil, yönü değişen yaşamsal çıkarlar nedeniyle, özellikle de ekonomi ile devletin yapısında meydana gelen değişikliklerden doğan pedagojik ye sosyal sorunlar nedeniyle ... bilimin istila edilmesidir. Demek ki bu akım, ileride İonya biliminin etiksel-sosyal ve özellikle etiksel-siyasal yönden gelişmesini önemli ölçüde etkileyeceği halde, başlangıçta adeta “bilimi yerinden eder” gibi bir izlenim bırakmıştır.

Sofizmin doğuş nedenleri arasında Atina demokrasisinin tamamen yeni türden bir eğitime, bir pedagojiye duyduğu pratik gereksinimin gerçek belirleyici neden olması bu durumla uyum sağlamaktadır, çünkü soylular döneminin bu konudaki eski gereksinimleri, Pers savaşlarının sona ermesinden bu yana değişen yaşamsal taleplerin karşılanmasına artık yetmiyordu. Bu yüzden, eskiye bağlı kalanların tüm direnişlerine karşın, tamamen yeni bir eğitim ideali doğmuş ve bu gereksinimi karşılayan, bu ideali öğretileriyle —daha doğrusu “Paideia”larıyla, yani kurama dayalı öğretileriyle, man eğitimle— aklı temel alarak gerçekleştirmek isteyen insanlar sahneye çıkmakta gecikmemiştir. “Areté (seçkin yurttaşları —çn.) yeni, yani etiksel-siyasal anlamda bi linçli olarak yetiştirme sorumluluğunu üstlenen bu insanlar kendilerine “sofistler”, yani “bilgelik öğretmenleri” adını vermişler, uzak yakın her yerden gelerek Attika’nın başkenti Atina’da toplanmışlar, böylece kenti, Perikles Atina’sının soylu gençleri tarafından heyecanla karşılanan geniş manevi bir hareketin de odak noktası durumuna getirmişlerdir.

Aristoteles’in “fizikçiler” diye tanımladığı, zamansal olarak kendilerinden önceki Grek doğa filozofları ile bu sofistler arasında köklü farklar vardır: Doğa filozofları düşüncelerini tamamen ya da neredeyse sırf doğa (physis), yani makro-kozmos üzerinde toplar ve toplumsal yaşamın sorunlarına sırt çevirirken, sofistlerin spekülasyonlarının merkezinde idrak eden ve davranan varlık olarak insan yer alıyordu. Sofizmden önceki büyük Grek düşünürlerinin ilk ve son hedefleri saf “hakikati’ idrak etmek, yani gökyüzünde, doğada olup bitenlerin gerçek nedensel bağlamlarını araştırmakken, sofistlerin spekülasyonlarının nesnesini, birey olarak —ve dahası— toplum üyesi, yani toplumsal varlık olarak insan ve de onun biricik, bilinçli hedefi “Paideia”, yani. özgün anlamda, “eğitim” oluşturmaktadır; bu ise açıkça hedef olarak belirlenen ve ulaşmaya çalışılan insanın manevi yönden biçimlendirilmesidir, ki sofistler bunun mümkün olduğuna kesinkes inanmaktaydılar. Bu yüzden sofistler hem pedagojinin kurucusu —ki bu, onların tarihsel etkileri önceden kestirilemeyen en büyük hizmetlerin den biridir— hem de bilinçli manevi eğitim olarak paideia kavramının yaratıcısıdırlar; onlar bu kavrama, ustalıkla yerine getirdikleri pratiklerinde insanın manevi dünyasının iki yönü ne (hem “konuya ilişkin” organ hem de “bilimsel ilke” olarak) uygun sırf biçimsel ve ansiklopedik bir manevi eğitim sistemi yaratarak —bir yandan dilbilgisi, retorik ve diyalektik, öte yandan aritmetik, geometri, astronomi ve müzik— gerçek bir içerik kazandırmışlardır. Bunun yanı sıra en ünlü sofistlerden Protagoras, amacı insanın ruhuyla bir bütün olarak gözlemlenmesi, özellikle de üyesi bulunduğu toplumdaki konumu tarafından belirlenen bir üçüncü eğitim sistemi daha kurmuştur; bu amaç, siyasal areté’yi insanın varoluşuna her şeyi egemenliğine alan ve koşullayan temel olarak devleti yön seçer şekilde eğitmektir. Werner Jaeger eseri “Paideia”da yeni bir yaklaşımla sofizmin bu yönünü etkileyici şekilde gözler önüne sermektedir. Platonun aynı adlı diyaloğunda görüldüğü üzere Protagoras çömezlerini öncelikle dürüst, adil birer yurt taş olarak yetiştirmek ister. Jaeger sofistlerin. eğitim sorununa getirdikleri çözümden çıkarak ‘kültür’ kavramına ve kültür idealine nasıl vardıklarını eserinde yine çok açık bir şekilde betimlemektedir.

Pedagojinin kurucusu ve eğitim düşüncesinin, yeni bir eğitim idealinin yaratıcısı olarak sofistlerin çığır açan önemi, tamamen değişen yaşamsal görüşlerin kurucusu olarak felsefe tarihi için taşıdığı önemden ayrılmaz. Sorunlar arasından en önemli sorun olarak insanı ayrıntılı şekilde ele alması Protagoras bilgi sorununun yaratıcısı durumuna getirmiştir; Protagoras’ın öznelciliği ve göreciliği, bunlara bağlı ilkesel kuşkuculuğu ardından gelen büyük Grek düşünürlerini derinden etkilemiştir. Sofistlerce ele alınan bu temel sorun, devlet ve toplumdaki din ve ahlâk, hukuk ve töre gibi tüm insani kurumlara eleştirel bir gözle bakılmasına, buna bağlı olarak her şeyi kapsayan bir “görecilik”in ve ‘tarihselcilik”in doğuşuna yol açacak olan, kültürün başlangıcı hakkında spekülasyonlarda bulunmalarına da neden olmuştur. Bu görecilik genç sofistler kuşağında özellikle etik ve din alanlarına geçmiş, böylece geçerli inanç ve davranış kuralları temelden sarsılmıştır. Bu durumda din ve ahlâk, zayıfı güçlüden korumak için ilkçağ insanının ‘icatlarından” biri olarak görülmekte, güçlünün “doğal hakkı” da giderek artan radikal bir bireycilikten dolayı gerçek efendi ahlaki” diye ilan edilmektedir.

Öte yandan genç sofistler arasında, o güne kadar geçerli olan Grek dünya ve yaşam görüşünü temelden yıkan, örneğin “Helenler ve barbarlar”, “özgürler ve köleler’ sorunu, toplumun sosyal yapısına ilişkin sorunlar, (ve buna bağlı) ilk gerçek sosyalizm sorunu, ayrıca insan olarak kadının toplumsal konumuna ilişkin sorunlar karşısında sosyal-devrimci türden bir dizi düşünce doğup gelişmiştir; bütün bunlar ilk kez birer “sorun” olarak görülmüş ve öne sürülmüştür. İşte yeni; çok yönlü sorunlarla yoğrulan sofistlerin özellikle büyük tarihsel önemi ve yol açtıkları çeşitli sonuçlar da buradan ileri gelmektedir; bu yüzden onları, Grek düşün dünyasının kendilerinden sonra gelmiş ve kendileri nedeniyle yükselmiş klasik dönemini manevi yönden harekete geçiren en önemli güç diye görmek gerekir.

Sokrates’ten Önce Felsefe-Wilhelm Capelle-Çeviri: Oğuz Özügül-Kabalcı Yayınevi


Anahtar Kelimeler
Sofistler, sofizm, Protagoras, septisizm, şüphecilik, Hippias, Herakleitos, Sokrates, Platon, Aristoteles, Aristophanes
İlgili Diğer Konular

İnsan Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) (MÖ. 5.YY) Doğa filozoflarının tabiatı oluşturan ilk unsur üzerinde anlaşamamaları sonucu varlık/ontoloji sorununu bir yana bırakıp tamamen İNSAN’la ilgilenmişlerdir. Bakınız: Sofistler

Bilgicilik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Para karşılığı felsefe öğreten gezgin felsefecilerin (sofistler) oluşturdukları akıma denir.

Agnostisizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Teolojik anlamda Tanrı'nın varlığının ya da yokluğunun, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi bir akımdır.

Ampirizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bilginin tek kaynağının deney olduğunu ileri süren öğreti. (Deneycilik)

Adcılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Nominalizm: Tüm sınıflandırıcı sembollerin, insanların onlara yüklediği anlamlar doğrultusunda varlık, anlam ve değer kazandığını savunan görüştür.

Sokrat Öncesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) MÖ. 7.YY - 5.YY. Genel olarak, yapıtlarının tamamı birkaç metinsel parça ve sonraki filozofların ve tarihçilerin aktardıklarıdır.

Geçmişten Günümüze Ahlak Felsefeleri (Felsefe) Hangi eylem ve davranışlarımız doğru veya yanlıştır? Ahlaklı ya da ahlaksız olmanın kriterleri nelerdir? Eski Antik Çağ’dan günümüze değin bazı tanınmış filozofların bu sorulara yanıtları.

Kuşkuculuk (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Her tür bilgi savını kuşkuyla karşılayan, bunların temellerini, etkilerini ve kesinliklerini irdeleyen, ayrıca aklın kesin bir bilgi elde edemeyeceğini, hakikate erişilse dahi sürekli ve tam bir şüphe içinde kalınacağını, mutlak`a ulaşmanın mümkün olmadığını savunan felsefi görüştür. Septisizm

Septisizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Her tür bilgi savını şüpheyle karşılayan ve bunların temellerini etkilerini ve kesinliklerini irdeleyen tutum.

İlk Çağ Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) M.Ö. 700’lü yıllarda başlayıp, M.S. 300 yıllarına kadar devam eden bir dönemdir.

Duyumcu Şüphecilik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Duyumların getirdiği bilginin öznel olduğunu ileri süren şüphecilik.

Duyumculuk (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Duyumların getirdiği bilgini öznel olduğunu ileri süren şüphecilik.

Bilinmezcilik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) (Agnostisizm) Gerçek ve mutlak varlığın, kendinde nesnelerin (tanrı gibi) bilinemeyeceği kanı ve öğretisi.

Helenistik Dönem (Felsefe Terimleri Sözlüğü) (MÖ. 3.YY- MS. 3.YY) Eski Çağ felsefesinin Helenistik veya Post-Aristoteles dönemi Helenistik dünyada geliştirilen birçok farklı düşünce ekolünü kapsar.

Herakleitosçuluk (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Gerçekliğin asıl özünü öncesiz- sonrasız oluşta gören, bu oluşun kendini karşıtlarda ve karşıtlar içinden geçerek gerçekleştirdiğini savunan, Yunan filozofu Herakleitos'un temellendirdiği görüş.

Akış Öğretisi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Evrenin sürekli bir oluş, bir akış, bir değişim içinde olduğunu ve değişimin karşıtlıklardan, birbiriyle çatışan gerçekliklerden kaynaklandığını öne süren öğreti.

90 Dakikada Sokrates - Paul Strathern (Felsefe) Sokrates'in Hayatı ve Öğretileri

Klasik Felsefe (Antik Yunan) (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Sokrates, Platon, Aristoteles’in düşüncelerinin hâkim olduğu dönemdir.

Mısır'ın Yunan medeniyeti üzerindeki etkisi (Tarih) Yunanlılar, Sokrates'den evvelki devirlerde yaşamış hakimlerden, yeni Eflatuncu hakimlere kadar, ilimleri öğrenmek için Mısır'a gitmişlerdir.

Sokratik Dönem (Felsefe Terimleri Sözlüğü) (MÖ. 5.YY - 4.YY) Sokrates, doğru yaşamanın ve doğru ile yanlış arasındaki farkı anlaşılması için eleştirel akıl yürütme sistemi geliştirdi. O ve takipçileri Plato ve Aristoteles başlattığı sistemi geliştirdiler.

Diyalektik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Kavramlar arasındaki karşıtlık ilişkisinden yola çıkarak bunu doğruya varan süreçlerin açığa çıkarılmasında bir ilke olarak kullanan düşünme ve araştırma yolu.

Felsefi Akımlar (Felsefe) Felsefenin günümüze kadar evrimindeki köşe taşları.

Ontoloji (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bir bütün olarak varlığı ele alan ve var olanların en temel niteliklerini inceleyen felsefe dalı.

Akademia (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Platon'un kurduğu felsefe okulunun adıdır.

Idea (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Platon'a göre algılarla kavradığımız nesnelerin orijinal formları, örnekleri.

Ana Erdemler (Felsefe Terimleri Sözlüğü) İlkçağ Yunan felsefesinde, özellikle de Platon’un öğretisinde olmazsa olmaz olarak görülen erdemlerdir.

Platonculuk (Felsefe Terimleri Sözlüğü) İdealar dünyası ile gerçek dünya arasındaki karşıtlığa dayanan, klasik kökenlerini Platon'un diyaloglarından alan ve daha sonra takipçileri tarafından geliştirilen felsefe öğretisi.

Yeni Platonculuk (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Platon'dan başka Aristoteles'e stoalılara, Pitagorasçılara da dayanan ayrıca doğu dinlerinden ve Hıristiyanlıktan da etkilenmiş olan, bütün bunları kendi içinde karıştırıp eriten felsefe okulu.

Demiourgos (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Düzenleyici Tanrı.

Monad (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Yaratma teorileri içindeki ilk varlığa, tanrısallığa veya bütün varlıkların toplamına atıfta bulunur.

Determinizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Determinizm her olayın kendinden önce gelen bir nedeni olduğu görüşüdür.

Realizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bilinçten bağımsız bir gerçekliğin var olduğunu kabul eden öğreti. Varlığın, insan bilincinden bağımsız ve nesnel olarak var olduğunu ileri süren görüş.

Matematik Felsefesi (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Matematiğin neliğini ve değerini bütün yönleriyle dizgeli bir biçimde ele alan felsefe alanı.

Anlıkçılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Bütün varlıkları anlıksal temele indirgeyen öğretilerin genel adı.

Diyalektik Düşünce Tarihi (Felsefe) Diyalektik düşüncenin tarihi, eski Yunan medeniyetinden başlayarak anlatılıyor. Eski Yunan’dan, orta çağdan, klasik Alman düşüncesinden görüşlere yer veriliyor.

Skolastik Felsefe (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Orta Çağ düşüncesinde doğrunun zaten mevcut olduğu düşüncesine ve felsefenin okullarda okutularak öğretilmesine dayanan bir yaklaşım sergiler. Bu felsefenin temelinde teoloji vardır ve onu desteklemeye çalışır.

Eleacılık (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Salt düşünme ile var olanın niteliklerini türetmeye çalışan Elea'lıların kurduğu öğreti.

Olaybilim (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Olayların ideal varlığını inceleme ve betimleme yöntemi.

Panenteizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Panteizmde olduğu gibi Evren'in kendisinin Tanrı olduğunu, panteizmden farklı olarak da ilk devindirici olan tanrının Evren ve tüm varlıkları özünden yarattığını ve Evren'e aşkın, Evren'in bilincinde mutlak ve değişmez bir varlık olarak egemen olduğu inancıdır.

Aristoculuk (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Antikçağ Yunan filozofu Aristoteles'in öğretisine dayanan, deneyci ve gerçekçi eğilimleriyle öne çıkan bir düşünce okulu.

Metafizik (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Metafizik, felsefenin bir dalıdır. İlk felsefeciler tarafından, "fizik bilimlerinin ötesinde kalan" anlamına gelen "metafizik" sözcüğü ile felsefeye kazandırılmıştır.

Subjektivizm (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Nesneyi öznenin dışında ve ondan bağımsız sayan nesnelcilik anlayışına karşı, nesneyi öznenin ürünü sayan anlayıştır.

Peripatetikler (Felsefe Terimleri Sözlüğü) Aristoteles'in yandaş ve öğrencileri.

Aristo - Atinalıların Devleti (Felsefe) Aristonun devlet yönetimleri üzerine yazdığı kitaplar serisinin en önemlisi bu kitaptır.

İbn Rüşdcülük (Felsefe Terimleri Sözlüğü) 13. yüzyılda latin hristiyan skolastisizmini etkileyen, İbn Rüşd çevirilerinin etrafında şekillenerek etkisini gösteren Aristotelesçi felsefi akım, görüş.

İlgili Kişiler

Descartes (Ünlü Kişiler) Fransız matematikçi, bilimadamı ve filozof.

Epikür (Ünlü Kişiler) Helenistik felsefenin en önemli düşünürlerinden birisidir.

Sokrates (Ünlü Kişiler) Yunan Felsefesinin kurucularındandır

Demokritos (Ünlü Kişiler) Atom veya bölünemeyen öz teorisiyle tanınan antik Yunan filozofu.

Platon / Eflatun (Ünlü Kişiler) Görüşleri Islam ve Hristiyan felsefesine derin etkide bulunmuş önemli bir Antik Yunan filozofudur.

Anaksimenes (Ünlü Kişiler) Doğa filozofu ve geleneksel olarak Batı dünyasının ilk filozofları kabul edilen Miletos'lu üç düşünürün sonuncusudur.

Cicero (Ünlü Kişiler) Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar.

Parmenides (Ünlü Kişiler) Doğa filozoflarından sayılmakla birlikte, Antik Yunan felsefesinde rasyonalizm geleneğinin ilk filozoflarından biridir.

Machiavelli (Ünlü Kişiler) Tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan düşünür, devlet adamı, askeri stratejist.

Thales, Miletli (Ünlü Kişiler) Felsefeyi başlatan filozof olduğu kabul edilir.

Aristo (Ünlü Kişiler) Antik Yunan filozof.

Farabi (Ünlü Kişiler) Aristo’nun felsefesini İslami açıdan yorumlayarak İslam düşüncesiyle bağdaştırmaya çalışmıştır.

Leibniz (Ünlü Kişiler) Matematik, metafizik ve mantık alanlarında ileri sürdüğü yeni düşünce ve görüşleriyle tanınmaktadır.

Heidegger, Martin (Ünlü Kişiler) Varoluşçu felsefenin önde gelen isimlerinden biri olan Alman filozof.

İlgili Özlüsözler


Sitede yayınlanmasını istediğiniz Word veya PDF formatındaki özgün yazılarınızı denizemesaj@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Arzu ederseniz kendi isminizle yayılanır. Yine bu adresten görüş ve fikirlerinizi iletmeniz de mümkün.
You can send your original articles in Word or PDF formats that you want to be published on this site to denizemesaj@gmail.com. If you wish, it will publish by your own name. It is also possible to send your opinions and ideas at this address.